Gülüstan Meclisi


"Gülüstan" 1835'ten başlayarak Küba'da faaliyet gösteren edebî meclistir. Kurucusu ve ilk başkanı Küba yakınlarındaki Emsar köyünde yaşamış, şair ve ilim adamı Abbasgulu Ağa Bakihanov (1794-1846) olmuştur. Firudinbey Köçerli bu hususta şöyle yazmaktadır: "Hacı Abbasqulu Ağa'nın ehtimamı ile Küba'da bir ürefa meclisi tertib olunmuşdu. Bu işde ona artık derecede kömek eden Hacı Molla Abdulla Ahund olubdur. Bu meclise Abbaskulu Ağa'nın vefatından sonra bir müddet meclis pozulur ve şiir bazarı kazad olur. Amma sonradan Küba'da yeniden ürefa meclisi tertib olunur ve o meclisin de adı nece ki, Küba şairlerinin kelamından görünür-"Gülüstan" imiş." (Azerbaycan Edebiyatı, c. 1, s.291-292). Buradan da anlaşıldığı gibi, Küba'da, Abbaskulu Ağa Bakıhanov'un zamanında kurulmuş "Gülüstan" edebî meclisi, asrın sonlarına kadar faaliyetini yürütmeye devam etmiştir.

 

Meclis hakkında çok az bilgi vardır. Üyelerinin eserleri de, Abbaskulu Ağa hariç, bütün olarak günümüze kadar gelip çıkmamıştır. Kaynaklardan, meclis üyelerinden MIRZE MÖHSÜN HEYÂLÎ, HACI KUBALI vs. gibileri klasik şiir üslûbunda, Hanılıklı Emin, Sedi Haltâni vb. ise halk şiiri üslûbunda yazmış oldukları anlaşılmaktadır.

 

"Gülüstan" edebî meclisinin faaliyeti şimdiye kadar araştırılmamış, edebî örneklerinin çok az bir kısmı yayınlanmıştır.



MİRZE MOHSUN XEYALİ

Eyb etmegilen, sen kimi cânâne yanında,

Ac yatsam eğer quş kimi men dâne yanında.

Yanında sevgilin varsa şikâyet ederek ayıp etme! Ben kuş gibi yem tanesinin yanında aç yatsam da şükrederim.

 

Rüxsârm eğer cennet olur âşiqe dâim,

Düşdüm niye men âteş-i sûzâna yanında.

Senin yanağın âşık için daima cennet hükmündedir. Ben senin yanımdayken niye yakıcı ateşe düştüm?

 

Qurbanın olum, türre-yi terrâra ne lâyiq,

Batmış göre öz dilberim qane yanında.

Sana kurban olayım. Kendi âşığını yanında kana batmış olarak görmek saçlarının kıvrımına yakışır mı?

 

Huşyâr günüzler üze hemsöhbetem, amma,

Mestem geceler, nergis-i mestâne yanında.

Gündüzleri akıllı insanlarla konuşur, sohbet ederim; ama geceleri sarhoşça bakan nergis gibi gözlerin yanında sarhoş olurum.

 

Leylâsifetin vesfi bu dünyâya dağılmaz,

Ger olmaya Mecnûn kimi dîvâne yanında.

Eğer yanında Mecnûn gibi bir çılgın olmazsa Leylâ'ya benzeyen sevgilinin özellikleri dünyaya yayılmazdı.

 

Sen hüsnde bir şem'i bu âlemde nişan ver,

Yanmış ola bir men kimi pervane yanında.

Sen güzellikte bir mumsun. Bir işaret ver de benim gibi bir pervane senin yanında, etrafında yanmış olsun.

 

Açmam gözümü bir kese sensiz qalar olsam,

Tâ heşre kimi mescid ü meyxâna yanında.

Senden ayrı kalırsam kıyamete kadar gerek mescitte, gerekse meyhanede hiç kimseye bakmam.

 

Bax hâle, tutub qelb-i xeyâlide meqâmın,

Bu fikrile kim, gene ola vîrâne yanında.

Hâle bak! Sevgili; gönlümde, kalbimde yer tutmuş. Buna göre viran gönlümün yanında hazine olması gerekir.



HACI QUBAU 

Ne seyr-i bağdan zövg ü ne gülden bir sefa gördüm,

Kime etdim vefa ondan cefâ bîintehâ gördüm.

Vefa yox, men vefanı çün hümâ vü kimiyâ gördüm,

Günüm hicr ile keçdi, bextimi dâim qara gördüm,

 Cefâlar çekdi canım, yârı qeyre âşinâ gördüm.

Ne bahçeyi seyretmekten bir zevk duydum, ne de gülü görünce gönlüm açıldı. Kime vefa gösterdiysem ondan sonsuz cefa gördüm. Vefa yoktur, çünkü ben vefayı hümâ kuşu gibi erişilmez ve kimya ilminden elde edilebilen bir maden gibi düşünüyorum. Günlerim daima ayrılıkla geçti, bahtım daima kara oldu. Sevgiliyi yabancılarla ah-baplık ederken görünce ruhum eziyetler çekti.

 

Qamu âşiqlerin qelbi qem-İ hicrile qân olmuş,

Bu hicran derdi âşiqin dilinde dâstân olmuş,

Yetişmek vesl-i dildâra ki, bir sirr-i nihân olmuş,

Yetişmez yâr eli dildâra, hergiz imtahân olmuş,

Bu sirr-i türbeti Mecnûne keçdim, bermelâ gördüm.

Bütün âşıkların kalbi ayrılık derdiyle kan dolmuş. Bu ayrılık derdi âşığın dilinde destan olmuş. Sevgiliye kavuşma duygusu bir gizli sır hâline gelmiş, imtihan olmuş hiç kimseyi sevgiliye kavuşmuş olarak görmedim. Mezara kadar götüreceğim bu sırrı Mecnûn'a söyledim, çöllere gitti.

 

Cahânın cümle ehvâlı müsâid hâl-i cühhâle,

Edib âdet, qoya âşiqleri dâim bed ehvâle,

Eğer qem çekmese âşiq yetişmez eşqi ikmâle,

Enisin âşiqin mohnet yazıblar, munisin nâle,

Ezel günden tebibin qem, ciğer qanın gezâ gördüm.

Dünyanın bütün işleri cahillerin durumuna uygundur. Âşıkları daima kötü hâllere koymayı âdet hâline getirmiştir. Eğer âşık üzüntü çekmezse aşkı tamam olmaz. Aşığa dost olarak eziyet ve sıkıntı; can yoldaşı olarak da ağlayış ve inleyiş yazılmıştır. Ezel gününde senin doktorunu üzüntü ve dert; ciğer kanını ise kader olarak gördüm.

 

Bu bağ-i hüsnde bir qonçe qemsiz olmayıb xendan,

Kimin çox olmuş olsa eşqi, hem derdidürür çendan,

Yetib âşiqlerin feryadı erse dest-i hicrandan,

Yetişse çerx-i devvâre elim, allam xeber ondan,

Neden, ey bîmürüvvet, yarı yarından cidâ gördüm?

Bu güzellik bahçesinde hiçbir gonca dertsiz, üzün-tüsüz ve neşeli değildir. Kimin aşkı çok olursa onların derdi de o kadar olur. Ayrılık yüzünden âşıkların feryadı göklere yükselir. Elim dönen feleğe ulaşsa da bir haber alsam. Ey insaniyetsiz felek! Nedense sevgiliyi sevgiliden ayrı gördüm.

 

Yazıbdır sergüzeştin âşiqin nâkâmhq ustâd,

Terîq-i eşqde nâkâmhqdır âşiqe irşâd,

Evet, nâkâmlıqda kâmranlıqlar ohıb bünyâd,

Eceb kâm aldı xosrov, nâmurad oldu neden Ferhâd,

Güler gâh kûhsar, ağlar, ecâyib mâcerâ gördüm.

Kaderi yazan ustan (Allah), âşığın hayat macerasını sevgiliye kavuşmama olayı şeklinde yazmıştır. Aşık için aşk tarikatında doğru yola giriş, sevgiliye kavuşamamaktır. Evet, sevgiliden mahrum oluşta pek çok mutluluklar vardır. Husrev nasıl mutlu oldu? Ferhat neden muradına eremedi? Dağlar bazen ağlar, bazen güler! Acayip bir mâcerâ gördüm.

 

Meriz-i eşqe yox çâre, devâ-yi bîşümâr olsa,

Erestü vü Felâtun tek müâlic sed hezâr olsa,

Geder mi dağ-ı hicran, cümle âlem lâlezâr olsa,

Göyermez âşiqin qebri, min il Haci, bahar olsa,

Keçen âşiqlerin qebrin açıb mâtemsarâ gördüm.

Sayısız derman olsa da, Aristo ve Eflâtun gibi yüz binlerce hekim bulunsa da, aşk hastalığına çâre yoktur. Bütün dünya lâle bahçesi olsa bile ayrılık yarası yok olur mu? Bin yıl bahar olsa da âşığın kabri yeşermez. Eski âşıkların kabrini açınca hepsinin bir matem evi olduğunu gördüm.