Ağa Mesih Şirvâni (XVIII. Yüzyıl)


Ağa Mesih Şirvanî, XVIII. yüzyılda yaşamış meşhur bir şairdir. M. F. Ahundov, "Bir de bir Mesih varmış, hayalâtı az bulunur" diyerek ona yüksek değer vermiş, onun adını Vakıf ve Zakir ile birlikte anmıştır. Hayatı hakkında bilgimiz azdır. F. B. Köçerli, onu Vakıf ve Vidadî'nin çağdaşı sayarak Şirvanlı Mustafa Han devrinde yaşadığını ifade etmiştir.

 

Ağa Mesih, 1749 yılında Şirvan'da meydana gelen bir savaşı tasvir etmiş, Guba hanı Feteli Han adına bir "Şahnâme" yazmıştır. Şamahı'nın Dedegüneş köyünde doğan şairin 1789 yılma kadar yaşadığı bilinmekte idiyse de daha sonraki hayatı hakkında bilgi yoktur. Ağa Mesih'in 1789 yılında bir tarihî olaya bağlı olarak yazdığı manzume de bunu göstermektedir.

 

Ağa Mesih; gazel, muhammes, müstezad, terci-i bend vs. gibi türlerde şiirler yazmıştır. Salman Mümtaz, şairin eserlerinden seçmeleri 1925 yılında yayımlamıştır. Hamit Araslı ise "XVII-XVIII. Asır Azerbaycan Edebiyatı Tarihi" adlı ese-rinde şair hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir.

 

1988 yılında yayımlanmış olan "XVII-XVIII. Asırlar Azerbaycan Edebiyatı" adlı eserde de Ağa Mesih'in şiirlerinden örnekler yer almıştır.


Şiir-1

 

Eşidin etdiyini Şahseven Ehmed Xanın,

Xahiş-i zulmünü ol zalim ü biimânm,

Yox imiş zerrece şanında mürüvvet anın,

Qıldığı aleme cövr ü sitemin dünyanın,

Ne qeder olsa baisi naheq qanın.

Şahseven Ahmet Han'ın yaptıklarını dinleyin. O imansız ve zalimin, zulüm isteklerini (duyun). Onun şanında zerre kadar insanlık yokmuş. Haksız yere kan dökülmesine sebep olanlar ne kadar olsa da onun aleme verdiği dünyanın eziyet ve işkencesidir.

 

Qanda idi evvelde bele rütbe-yi xub?

Reşdiler verdi, besi eyledi Nadir mensub,

Döndü andan yazıb etrafa xeyanet mektub,

Qıldı İqbal-i bedi leşker-i şayi meğlub,

Qaçdi dağın Qumuğun, bekledi Dağıstânın.

Böyle bir iyilik derecesi şimdiye kadar neredeydi? Kahramanlar verdi. Narid Şah pek çok kimseyi kendine bağladı. Ondan dönüp etrafa hıyanet mektupları yazdı. Kötü talihi, gayret ordusunu mağlûp etti. Dağın Kumuk'undan kaçtı, Dağıstan'da bir müddet bekledi.

 

Anda hem durmadı ol başı qara, nikbeti şum,

Oldu endîşe-yi nâheqler ile azim-i Rum,

Qıldı Xotkar'a bilavasite erzin me'lum,

Bexşiş-i bîhed anın ismine oldu mersum,

Şehden açıldı qapısı kerem-i ehsânın.

O başı kara, uğursuz ve talihsiz kişi, orda da durmadı. Haksız düşüncelerle Rum'a doğru gitti. Durumunu aracısız şekilde Hotkar'a bildirdi. Sınırsız hediyeler onun ismine yazıldı. Padişahın cömertlik ve ihsan kapısı açıldı.

 

Ve dexi malını Xotkarm alıb etdi ferar,

Qilmadı qedr-i nemek, tutmadı ol yerde qerar,

Tezeden qıldı yene, su-yi Dağıstana ğüzar,

Verdi yeğmaye olan malını ol dem ne ki var,

Özünün bext-i güdâzine salıb talanın.

Daha sonra Hotkar'ın malını alıp kaçtı. Tuz-ekmek hakkı bilmedi, orada da durmadı. Yeniden Dağıstan tarafına yöneldi. O anda elinde ne kadar malı varsa hepsini kendisinin yakıcı, kötü talihinin yağması olarak yorumlayıp yağmalattı.

 

Qıldı Surxaym evin somee, misl-i derviş,

Tâki dövran-i felekden nece vaqe ola iş,

Haq getirdi nezere ölmeği Nadir Şehi piş,

Kim cilûs eyledi Adil Şah olub xeyrendiş,

Mülk ü textini teşerrüf qılıban Iranın.

Derviş gibi Surhay'ın evini ibadetgâh haline getirdi. Tâ felekten birçok iş başına gelinceye kadar (böyle sürdü). Allah, Nadir Şah'ın önüne ölüm düşüncesinin ve tahtının tasarruf hakkına sahip oldu.

 

Surxay oğluna töküb xelveti yüz terh xeyal,

"Yetürüm şâhe özüm, ver mene bir veqt mecal,

Bu hökümet mene mensûb olur evvelki misal,

Alıram beyliyi Şirvan ile bihed sene mal,

Belke serkarlığm küll-i Azerbaycanın"

Surhay, oğluna tenha bir yerde yüz çeşit düşüncesini aktardı: "Bana bir müddet fırsat ver, kendimi şah yapayım. Evvelki gibi bu hükümet bana bağlı olur. Şirvan beyliğini alırım, sana sınırsız mal ile belki bütün Azerbaycan'ın valiliğini veririm." dedi.

 

Geh Qumıqdan enib öz meqsedine getdi revan,

Oldu eller yığıban sakin-i ölke-yi Muğan,

Qıldı serdâre her enva ile yüz qulluq eyan,

Eyledi hâsil özün hakim-i mülk-i Şirvan,

Oldu ixlâsiyle beyler bey-i Emiraslanın.

Bazen Kumuk'tan inerek kendi amacına doğru yöneldi. Etrafına insanlar toplayıp Mugan ülkesine yerleşti. Başkomutan her çeşitten yüz hizmetçi gönderdir. Sonunda kendisini Şirvan ülkesinin hakimi eyledi. İyi niyetle Emiraslan'ın beylerbeyi oldu.

 

Çıxdı âvâze ki, Tebrîze gelir Adil Şah,

Emiraslana buyurmuşdurur efvâc-i sipah,

Ağsu qelesini terk edib ol rûyi siyah,

Ki, Muğana keçib oldu qemu işden agah,

Yazdı Adil Şaha: Emr et ne ise fermanın".

Adil Şah'ın Tebriz'e geldiği ve Emiraslan'a asker gönderdiği duyulur. O kara yüzlü, Aksu kalesini terk edip Mugan'a geçmiş ve bütün işlerden haberdar olmuştu. Daha sonra Adil Şah'a "Fermanın neyse emret" diye yazdı.

 

İbrahim Şah, Emiraslan getirib ikisi zur,

Destgîr eyleyiben etdiler Adil Şahı gur,

Aldılar elde olan mal ü büsatın meqdur,

Oldu merce' bu ikisine hem esbab-i umur,

Görelim dexi nedir qerdişi bu dövranın.

İbrahim Şah ile Emiraslan yardımlaşıp zorla yakalayarak Adil Şah'ı kor ettiler. Elindeki bütün mal ve eşyasını zorla aldılar. Saltanat araçları bu ikisine makam oldu. Şimdi bu feleğin dönüşü nasıldır, görelim:

 

Bir terefden bu olub yaği Emiraslana,

Verdi ol ülkeleri çapqma bu talana,

Tab qılmadı döyüş menzil-i Sarı Xana,

Qırılıb sındı vü qaçdı Talış ü Gilana

Girdi çengelde kesib her yollarını her yanın.

Diğer taraftan bu, Emiraslan'a düşman oldu. O ülkeleri yağmacının talanına verdi. Sarı Han menzilindeki savaşta gücü yetmedi. Ordusu kırıldı, kendisi de Talış ve Gilan'a kaçtı. Ormana girip her yerin yollarını kesti.

 

İbrahim Şah ki, öldürdü Emiraslani,

Qıldı tabe özüne memleket-i İrani,

Tapdı fürset bu, varıb eyledi pabus ani,

Ane hem rah-i xeyanet tapihan pünhani,

Qaçdı elden-ele keçdi qolunu Selyan'ın.

İbrahim Şah, Emiraslan'ı öldürüp İran ülkesini kendine bağladı. Bu, fırsat bulup onun ayağını  Öpmek için gitti. Ona gizlice ihanet yolunu bulunca ülkeden ülkeye kaçıp Selyan kolunu geçti.

 

Şirvanm torpağına geldi o xâyin bir çaq,

Var idi xelqin arasında kudretle nifaq,

Cümlesi olmuş idi bir-birinin üzüne ağ,

Yeri xali görüben bekledi kuh u yaylaq,

Bir başa basdı elin çöllerine Şirvan’ın.

 O hain, bir süre sonra Şirvan toprağına geldi. Halkın arasında çok büyük bir ayrılık vardı. Herkes birbirine tuzaklar kurmuştu. Bu hâli görünce dağlarda ve yaylalarda bekledi. Tek başına Şirvan çöllerine geldi.

 

Hacı Xan eyledi herçend feqan ü feryad;

Maye-yi fitnedürür kim bu haramazâde fesad,

Refi lâzımdır ola olmadan aşûbi ziyad".

"Ekremüzzeyf" hedisini qıhb bezîsi yad,

Dediler: "Her ne ise hörmeti var mehmanın".

 Hacı Han, her yana feryat ve figan eyledi: "Bu gayrimeşru kişi, fitne kaynağıdır. Fazla ortalığı karıştırmadan onu ortadan kaldırmak lâzımdır" dedi. Bazıları "ekremüzzeyf*" hadisini hatırlayıp "Kim olursa olsun misafire hürmet gerekir" dediler.

(*) Buharı ve Müslim rivayetlerine göre yiyecek son lokmasını peygamberin misafirine verip eşine "peygamber'in misafirine yemek hazırla" diyen ensardan birisinin sözleridir.

 

Qıldı Serkar Sefereli Bey ülfetler ona,

O ki var lazime-yi se'y ile xidmetler ona,

Yemek ü içmeyi vermekde mehebbetler ona,

Oların qesdine tapıldı xeyânetler ona,

Ki, uzatdı olara te'ne dilin Ölkanın.

 Vali Sefereli Bey, ona yakınlık gösterdi. O da çalışma gerekçesiyle ona hizmet ederdi. Ona yiyecek, içecek vererek dostluk gösterdi. Onların canına kastetmek için hıyanetler bulundu. Ülkenin kınama, ayıplama dilini onlara uzattı.

 

Qaldı bir qeder sülük oldu arada var gel,

Olmadı evvel ayaqda qoyan el üstüne-el,

Zahiren azmış idi ol qanı dolmuşa emel,

Deyilir âlem-ârâ türfe misaldir bu mesel:

"Yaxşılıq başı götürmez bu yaman insanın".

 Orada bir müddet kaldı, gele gide arada yol oldu. Önceleri onu ayakta tutan, elinin üstüne el koyan olmadı. O kanı dolmuş arzusu görünüşte azmıştı. Dünyada şaşılacak bir örnek olarak şu söylenir: "Bu kötü insan, iyilikten anlamaz."

 

Bir olub Şahseven Ehmed Xan her bais-i şer,

Selyan ü Bakî, Muğan, küll i Qumuq u yekser,

Qel'enin üst yanın bağladı Qasım senger,

Ona âsanhq ile şehr muti' olmasa ger,

Qeyre xelqin dağıda varını xânimânın.

 Şahseven Ahmet Han, her kötülüğe sebep olanla biri oldu: Selyan, Bakı, Mugan, bütün Kumuk bir baştan bir başa (birleştiler). Kasım, kalenin üst tarafında istihkam kurdu. Eğer şehir ona kolayca teslim olmazsa halkın yerini yurdunu dağıtacaktı.

 

Her iki-üçde urub qel'eye xelvet çapavul,

Hacıxan ile çıxır bir nece beyzade vü qul,

Ki, olur hâsil-i merdâne döyüşler sağ ü sol,

Yetişer qetle, başarmaz qayidır xâr ü melul,

Bu gün olmadı deyer fikrin eder ferdanın.

İkide bir kaleye yalnız başına akın yapardı. Hacı Han ile birlikte birçok bey ve köleler dışarı çıktılar. Sağda solda mertçe savaşlar meydana geliyordu. "Bu kadar ölü yeter, bu gün olmadı, yarını düşünelim" diyerek başaramaz, üzgün ve yıkılmış şekilde geri dönerdi.

 

Bu imiş meqsedi her iş ona dilxâh olsun,

Bedkube, Quba, Qumuq, İlisu agâh olsun

Ki, bu Şirvan yrahb her dem ü desgâh olsun,

Xelqi râm eyliyiben cıqqa vurub şâh olsun,

Sonra qesdine dura ol ibrahim Mirzanın.

Amacı, her işin onun gönlünün istediği gibi olmasıymış: Bedkube, Küba, Kumuk ve İlisu bilsin ki, bu adam, Şirvan yıkılıp her zaman kendisi iktidarda olsun, istiyordu. Halkı kendine bağlayıp tuğ vurarak şah olmak, sonra da İbrahim Mirzayı öldürmek istiyordu.

 

Şirvanın xalqına bunlar eser etdi qâyet,

Xân ü divanbeyi, soltan, vekil etdi qeyret,

Yazdılar nâmeler etrafa gele her millet

"Ne bize, kim yetişir cümlenize bu xüffet,

Defini ölmek eder beyle qemu tüğyânın".

Bunlar, Şirvan halkına fazlasıyla tesir etti. Han, divanbeyi, sultan ve vekiller gayret göstererek her milletin gelmesi için mektup yazdılar. "Bu hafiflik sadece bize değil, herkese yeter. Bu büyük taşkınlığın önlenmesi için herkesin ölmesi gerekir" dediler.

 

Geldi Hacı Çelebi Xan, Cavanşir dexi zud,

Ereş, Ağdaş, Quba, Xançobanı, Se'da zud,

Lahıc, Houz, Qıssah, Belaken on çeki bud,

Daxil-i qel'e yanında olan eller mövcud,

Şixmüzeyden aşağa basdı üzün sehrânın.

Hacı Çelebi Han; Cavanşir, Ereş, Ağdaş, Küba, Haçobam, Se'da, Lahıc, Houz, Kıssalı ve Belaken beyleriyle birlikte çabucak geldi. Kale içi yakınlarında bulunan askerler de vardı. Hepsi Şıhmuzey'den aşağıya doğru çölün yüzünü kapladılar.

 

Recebin on doqquzu, şenbe günü oldu yüriş,

Ki, bular sengerin etrafın alıb tâ göre iş,

Geldi Ehmed aşağa, qoşunu ile pes ü piş,

Zahiren kim o pelidin eceli yetmiş imiş,

Vurdu yol, geldi qılıncma şeh-i merdânın.

Recep ayının on dokuzunda pazar günü hücum başladı. Bunlar işlerini gerçekleştirmek için istihkâmın etrafına geldiler. Ahmet, askerleriyle önden ve arkadan aşağıya geldi. Demek ki o re-zilin eceli gelmişmiş. O yiğitler padişahının kılıcıyla can verdi.

 

Qel'enin gündoğanmda qurulub meydanlar,

Müjde-yi cenge nisar oldu oîacaq canlar,

Lâlezâr eyledi Ağsu çölünü al qanlar,

Kimiden nifret eder, kime dönür dövranlar,

Bexti nâdîde qalır be'zi dil-i viranın.

Kalenin doğusunda meydanlar kuruldu. Savaş müjdesine canlar saçıldı. Al kanlar Ağsu çölünü lâle bahçesi gibi yaptı. Felek kimisinden nefret eder, kimisine de yardım eder. Bazı yıkık, harap gönüllerin talihi ise pek az kişide bulunur.

 

Öydü kim Özünü bîbak misal-i Rüstem,

Yeddi-sekkiz top edib yerbe-yer açdırdı elem,

Badkube qoşunu, Mirze Mehemmed Xan hem,

Piş-i ceng eyledi Memmedrza Xanı ol dem,

Destesi birle alıb durdu onun meydanın.

Rüstem-i Zal gibi korkusuzca kendini övdü. Yedi sekiz top hazırlayıp belli yerlerde bayrak açtırdı. O zaman Mirza Mehemmed Han, Mehemmed Rıza Han'ı Badkube ordusunun savaş öncüsü yaptı. O da takımını alıp onun karşısına çıktı.

 

Durdu üç topla beraberde sipah-i Şirvan,

Qarşıda zenbureki top, elem feyzi nişan,

Bir Hacı Çelebi, hemze-yi dövran-i cahan,

Biri nayib-i Denah Xan ve biri Memdeli Xan,

Birisi dexi Hacı Xan-i ezimüşşanın.

 Şirvan askerleri üç topla birlikte durdu. Karşıda hayvan üzerinde taşman küçük top ve bolluk işareti bayrak vardı. Biri bu devirde dünyanın Hamza'sı gibi güçlü Hacı Çelebi, biri Penah Han'ın vekili, Memdeli Han, biri diğeri ise şanı yüce Hacı Han'dı.

 

Buyuran tek Hacı Xan çerxeçiler etdi savaş

Deste-yi Xançoban'ı evvel-i cenq etdi telaş,

Ki, Mehcmmedrza Xan gelib basib bağrına daş,

Biri Ağa Rza bey, Ağakişi eyledi baş,

Geldi Ehmedxan ü "yazıq -dedi -qardaş can".

Hacı Han'ın emriyle öncü birlikler savaşa başladı. Hançoban'm takımı savaştan önce telaşlandılar. Bunun üzerine Mehemmed Rıza Han gelip bağrına taş bastı. Ağa Rıza Bey, Ağa-kişi adlı biriyle meydana çıktı. Ahmed Han geldi ve "Canım kardeşim, yazık" dedi.

 

Birbebir eylediler Ağarza üste hücum,

Oldu aradakiler toz arasında me'dum,

Fil-i serxoş kimi her yana dolayıb xortum,

Tökdüler nize-qıhnc her terefden me'lum,

Nece basma döyer demirci ol zindanın.

Ağarza üstüne birebir hücum ettiler. Arada kalanlar toz duman içinde yok oldular. Sarhoş fil gibi her tarafa hortum sallayarak her taraftan mızrak ve kılıç döktüler. Demirci, o karanlığın nasıl başını döğer?

 

Bir yanında terpedib Ebdürrehman Soltan at,

Belke serkar Muradxan Bey ve be'zi qazat,

Deste-yi Xançobanı müttefiq etdi herekat,

Ki, bayaq eyledi şenlik bu ki, Heqq verdi nicat,

Yara Ehmedxan alıb döndü cilavi anın.

Abdurrahman Sultan, bir yanda at oynattı. Vali Murathan Bey ile bazı gaziler Hançoban'ın takımıyla birlikte hareket etti. Böylece bayağı şen-lik oldu. Allah kurtuluş nasip etti. Ahmed Han, yara aldı ve onun dizgini döndü.

 

Çünki Qurban bey ü minbaşı ba çend nefer,

Aldı scnger önünü saxlamaq üçün biser,

Dexi Cefer beg ü Zâhid beg ü pansed basılar,

Her biri me'rekede yüz bele meydanlara er,

Özgedir cür'eti illah o Melik Ağanın.

Kurban Bey ve binbaşı birkaç askerle intizamsızlığın önüne geçmek için mevzi aldı. Cafer Bey, Zahid Bey ve her biri savaş meydanında, böyle yüzlerce meydanda erlik göstermiş yüzbaşılar vardı. Ancak, o Melik Ağa'nın cesareti bambaşkadır.

 

Topçubaşi Elibey tiz rov ü tünd suvar,

Bu Mehemmed Rza Bey miraxurbaşı ki, var,

Hem Hüseyneli Bey ü Kamil cenğ ile medar,

Ki bular dümenim gah yolar şahin var

Yarıban bağrını qamn axıdar ednanın.

 Topçu Ali Bey çabuk yürüyüşlü ve sert bir at binicisiydi. Sarayın ahırcıbaşı Mehemmed Rıza Bey de vardı. Hüseyin Ali Bey ve Kâmil de savaşçılıkla meşhurdu. Bunlar bazen şahin gibi düşmanlarım yolarlar. Alçakların bağrını yararak kanını akıtırlar.

 

Dexi Hacı Çelebi oğlu, hem Ağakişi bek,

Xelqi de, ordusu da birbirinden yeğrek,

Ara qarışdığı dem çerxeçiye getdi kömek,

Ki, ne mümkündür anın döyüşünü dilde demek,

Yoxdurur nâm-i Xudâ tayı o bihemtanın.

 Hacı Çelebioğlu'nun da, Ağakişi Bey'in de hem halkları, hem de orduları birbirinden üstündür. Ortalık karışınca Öncülere yardım gitti. Onların savaşını dille anlatmak mümkün değildir. Allah adı için, böyle bir benzersiz olayın dengi yoktur.

 

Tanrıverdi Bey ü Ye'qub Bey ile etdi tiraq,

Qoymadılar olara tuş gelen düşmeni sağ,

Möhtesib Tâhb Ağa çerxeçi qarışdığı çağ,

Atı oynadığı çağ, özünü qurtardı bayağ,

Sağ çıxmağı onm lütfi idi Mövlanın.

 Tanrıverdi Bey ve Yakup Bey ile birleşerek onlara doğru gelen düşmanları sağ bırakmadılar. Muhtesip (Belediye işlerine bakan) Talip Ağa, Öncülerin savaştığı, atların oynadığı anda kendini kurtarabildi. Onun buradan sağ çıkışı, Mevlâ'nın bir lûtfu idi.

 

Elisultânî Melikzâde-yi ölkey-yi Ereş,

Gündoğandan yeriyirdi deyesen şehre güneş,

Cem'i Ağdaş salıb vurhavur ü keşha-keş,

Xacmaz ü Bumu qılıb düşmeni qerq-i ateş,

Dud tutdu üzünü mehr-i hemen Aranın.

Ereş ülkesinin melikzadesi Elisultan gelirken sanki doğudan şehre güneş yürüyor gibiydi. Bütün Ağdaş, çatışma ve savaş içindeydi. Hacmaz ve Bumu, düşmanı ateşe boğdular. Aran'ın güneşli yüzünü duman kapladı.

 

Nece derbend igidi adları ism-i Şamxal,

Şah pabûsuna getmek idi temhid xeyal,

Aferin, onlara şahın çöreyi ola halal,

Bir terefden hem olar, vermedi e'daye macal,

Çaşdırıb sehm ü sedâsmdan ox u peykanın.

"Şamhal" adında birçok Derbend yiğitlerinin kurdukları hayal, şahın ayağına gitmekti. Onlara aferin, şahın ekmeği onlara helal olsun. Onlar bir taraftan düşmana fırsat vermediler, bir taraftan da ok ve ucundaki demirlerin korku ve sesinden şaşırttılar.

 

Hacı Xan tale'ine lütf-i ilah ola meded,

Bağladı âdem-ârâ ye'ni İskender kimi sedd,

Terpenen tek eledi kellesini topnan redd,

Şahseven sındı vü üz qaçmağa tutdu bihedd,

Kesdi senger yolunu, yeddi Ağamoğlanın.

 Hacı Han'ın kaderine ilâhi lûtuftan yardım gelsin. O insanlar içinde İskender gibi bir set yap-tırdı. Kıpırdayanın kellesini topla yok etti. Şahseven, kırıldı ve kaçmaya yüz tuttu. Yedi Ağamoğlan'ın yolunu mevziler kesti.

 

Vari Esker yeridi baydaq açıb reng-â-reng,

Düşmene ruz-i teeddi eledi Erseni teng,

Vardı namerd qaçaq, merd qıhb qeyret ü neng,

Badikube qoşunu xanı ile hâlet-i çeng,

Dözmedi güllesine Sefereli Softanın.

Bütün askerler rengârenk bayrak açarak yürüdü. Saldırı günü düşmana Erseni sıkıntı verdi. Namert kaçaklar vardı, Mertler ise gayret ve şöhret gösterdiler. Badikube ordusu hanı ile savaş halindeydi. Sefereli Sultan'ın güllelerine dayanamadı.

 

Menzil-i herb de Ehmed Xan alıb üç yare,

Özü vurulubani düşdü qoşun avvare,

Aparan meyyidini gördü ki, yoxdur çare,

Buraxıb bir dereye rast gelib bunlare,

Kesdiler qaraca başın o hesud e'danın.

 Ahmed Han, savaş yerinde üç yara aldı. Kendisi vurulunca ordusu başıbozuk hâle düştü. Ölüsünü götürenler gördüler ki, çare yoktur. Bunlara rastlayınca bir dereye bıraktılar. O kıskanç düşmanın kara başını kestiler.

 

Şahseven verdi nehiq ata ki, çıxsm teleden,

Belke başın alıban qurtula bu meşğeleden,

Qıla pünhan esirden, dexi yükden seleden,

Arxadan getdi qoşun saxladı malu geleden,

Aldı qarşısmı qaytardı elin-obanın.

Şahseven ata eşek anırtısı verdi ki, tuzaktan kurtulsun. Belki o zaman bu meşgaleden kazıp kurtulabilir; esirlerden, eşya ve yüklerden gizleyebilirdi. Ordu arkadan gitti. Mallara gelenlerden korudu. Elin obanın karşısına geçip geri döndürdü.

 

Qapıçı Ehmed Bey eyledi bîr türfe edâ,

Aldı Memmedrza Xanm olan esbabını tâ,

Yetdi Eyvaz Beye ol cengde bir özge hevâ,

Ki, bular yengi yetişendi qemu nam-i Xudâ,

Olacaq yaveri Kazım bey-i bi-pervanın.

 Kapıcı Ahmed Bey, şaşılacak bir tavır gösterdi. Mehemmed Rıza Han'ın eşyalarına kadar her şeyini aldı. O savaşta Ayvaz Bey'e başka bir hâl oldu. Allah'ın adı için bütün bunların hepsi yeni yetmeydi. Korkusuz Kazım Bey'in yaveri olacak.

 

Merde tapşırdı keser sidq ile namerdi yola,

Bu meseldir: "Boşalar, belli ki, her kase dola",

Gede baş ölkelere, hem cesed atıla kola,

Belke ölmekden o kafir nece hezz etdi ola,

Ki, onun heşr ile heşri qopa tersanın.

Namerdi doğrulukla yola getirme işi mert kişiye havale edildi. Bu bir atasözüdür, "Dolan her kâse boşalır". Ülkeler için baş gider, kola da ceset atılır. O kâfir ölmekten nasıl haz duymuş olabilir? Onun kıyamette dirilip mahşere çıkması ile Hıristiyanların mahşeri ayrılsın.

 

Talei şumdur onun ki, bele işleri var,

Şehr-i Derbendde çixmaq yeddi yüz göz izhar,

Qetl ü ölke-yi Muğan, Cisride hem kelle minar,

Ağsu Allahdadı tehlüke sam nigar,

Sarı Xan eyliye ferqin o qeder nöqsanın.

 Onun kaderi uğursuzdur, böyle işleri vardı: Derbend şehrinde yedi yüz göz çıkarmak, Muğan ülkesini katletmek, Cisri'de kellelerden kule yapmak gibi. Allah'tan ki Aksu tehlike rüzgârlarından uzaktı. O kadar noksanı Sarı Han fark etsin.

 

Ağzı çaxırlı hemişe, özü mest ü mexmur,

Mayil-i büd'et işi alem ara fisq ü fücur

İsmet-i râh-i edeb, şerm ü heyâdan dexi dur,

Eyni mâder: bexeta nütfe, herâm ü menfur,

Oğulu nece olur beyle ata-ananın?

Daima ağzı içkili, kendisi sarhoş ve sersemdi. Zulme meyleden bu adamın bütün işi fesat ve bozgunculuktu. Edep, namus yolu ve utanma duygularından uzaktı. Anası gibi, günah tohumu, haramzade ve iğrenç birisiydi. Böyle ana ve babanın oğlu nasıl olur?

 

Ki, bu çox fethdurur, bilmesin aqil bunu kem,

Şahseven birle Muğan on iki min el heşem,

Leşker-i pil tenan sehmden eylerdi dejem,

Kimi qerq oldu Kür'e, kimisi de çaylara hem,

Kimi azuqe olub nehengine deryanın.

Bu büyük fetihtir, akıllı anlayışlı kişiler bunu az sanmasın. Şahseven ile on iki bin Mugan ailesi, fil ordusunun korkusundan yüzlerini buruşturdular. Kimisi Kür nehrinde, kimisi de de-relerde boğuldu. Kimisi de denizdeki tim-sahlara yem oldu.

 

Bu imiş meqsedi alsın ele Dağıstanı,

Qolunun zerbi ile tabe ede Şirvanı,

Özü sehrada geze, zebt qıla ölkani,

Fesl-i xermende bele teleb ede buğdanı,

Qalmadı hörmeti bir arpaca bu buğdanın.

Onun maksadı, Dağıstan'ı alıp bilek gücüyle Şirvan'ı kendine tâbi etmekmiş. Kendisi çölde gezip ülkeyi zaptetmek istermiş. Harman zamanında da buğdayı böyle ister. Bu buğdayın bir arpa kadar bile kıymeti kalmadı.

 

Ol iqidler ki, qemu tiğzen ü sâhib-i şest,

Qoydu el deste-yi şemşire ele dest-be-dest,

Nece ki, Ehmed Xamn eylediler adını pest

Ki, bunlar verdiler ol, Rüstem-i dövrâne şikest,

Âcizem etmeye te'rifini bu dastanın.

O yiğitlerin hepsi ok ve kılıç ustasıdır. Kılıç kabzalarına el attılar. Ne zaman Ahmet Han'ın adını hafifçe söylediler, o zaman bunlar devrin Rüstem'ini yenilgiye uğrattılar. Bu destanı tarif etme hususunda aciz kalırım.

 

Ey Mesih, eyledi Heqq merhemeti birle nezer,

Ki, bu xeyriyyet ile xar ü zelil oldu eğer,

Kime ise bele dövlet olacaq idi meğer?

Dem ü sâet, gece gündüz, dexi hem şâm ü seher,

Nece şükr etmeyelim qüdretine Yezdânın.

Ey Mesih! Allah merhametiyle nazar eyledi. Eğer bu iyiliklerle bile aşağı ve rezil olduysa böyle bir saadet kime olursa olsun nasip olacaktı. Her an, her saat, gece gündüz, akşam sabah Allah'ın kudretine nasıl şükretmeyelim?