Besîrî (XV. Yüzyıl)



Azerî Türkçesi ve Farsça güzel sanat eserleri kaleme almış yetenekli şairlerden biri de Besîrî'dir. Onun doğduğu yer ve yıl belli değilse de Azerbaycanlı olduğuna şüphe yoktur. Nevaî ve Cami gibi meşhur şairlerle şahsen tanışmış olan şair, Nevaî divanını Türkiye'ye getirmiş ve kendisi de uzun müddet burada yaşayıp eserler vermiştir. Beşiri'nin eserlerinde hümanist fikirlerin gerçekleri çoğu zaman tasavvufî görüşleriyle birlikte verilir. Şairin eserlerinden verilen aşağıdaki örnekler, I.Hikmet'in "Azerbaycan Edebiyatı Tarihi" adlı kitabından alınmıştır. 


Qazel-1 

Eşqdir eşq şerâb-ı nâbim

Der-i meyxânedendürür babım.

Saf, berrak şarabım aşkdır. Kapım da meyhane kapısıdır.

 

Âşiqem, maye-yi zövgümdür eşq,

Eşq bazare hebib ehbâbim.

Âşığım, aşk benim zevk kaynağımdır. Aşk alışverişine arkadaşım.

 

Tâb-i neyrane böyle tabim var,

Tâb-i hicrane yox emma tâbim.

Ateşin parlaklığına böyle kuvvetim var, ama ayrılık sıkıntısına dayanacak gücüm yok.

 

Mâhi-yi behr-i mühît-i eşqem,

Cezbe-yi hüsn-i ezel güllâbim.

Aşk dolu denizin balığıyım. Ezelî güzellik karşısında kendinden geçmiş gülsuyuyum.

 

Ey Besîrî, yox işim mescidde.

Ebru-yi yâr olalı mehrâbim.

Ey Besîrî, mihrabım sevgilinin kaşı olalı mescitte işim yoktur.


 Qazel-2 

Arife dövletden istiğna kibi dövlet mi var?

Terk-i lezzât-i cehân etmek qeder lezzet mi var?

Arif olana mutlulukta tokgözlülükten büyük saadet mi vardır? Dünya nimetlerinin lezzetini terk etmek kadar lezzet mi vardır?

 

Şâh-i âlî cahden derviş-i xâtir rîşe dek

Kimseye text-i serây-i dehrde râhet mi var?

Yüce padişah rütbesinden gönül dervişinin sakalına kadar, kimseye dünya sarayının tahtında rahat mı vardır?

 

Eşq-i hüsn-i pâk ezelden xasler mexsûsidir,

Yoxsa âmîlerde, heyhat, öyle xâsîyet mi var?

Saf güzelliklerin aşkı, eskiden beri yüce in-sanlara mahsustur. Yoksul, düşkün insanlarda öyle bir özellik mi vardır?

 

Lezzet iras eyleyir âmîzeş-i enbâ-i dehr,

Âqile uzlet kibi sermâye-yi izzet mi var?

Zamanın peygamberlerinin geçinmesi lezzet verir. Akıllı kişiye yalnızlık gibi değerli sermaye mi vardır?

 

Neqş-i Şîrin kûhde asandır amma ben kimi

Kûhkende kûh-i möhnet çekmeye tâqet mi var?

Şirin'in resmi dağda kolaydır. Ama benim gibi dağ kazıcıda zahmet dağında eziyet çekmeye güç mü var?

 

Yâr qetlimçüm vüzu qılmış teqerrüb ezmini,

Yâ zemîrinde nemâzım qılmağa niyyet mi var?

Yar, katledilmem için yaklaşma niyetini ya-saklamış. Acaba kendisinde (cenaze) namazımı kılmaya niyet mi var?

 

Ey Besîrî, ebdin ehvalı ana me'lûm iken

Dergeh-i Mövlâde erz-i hacete hacet mi var?

Ey Besîrî, kulunun durumunu biliyorken Mevlâ'nın dergâhında muhtaçlığı sunmağa gerek var mıdır?


 


Qazel-3 

İki suret xûbdur Haqdan bana olsa nesib,

Ol mehin yüzünü görmek, görmemek rûy-i reqib.

Bana Hak'tan iki yüz nasip olsa iyidir. Bunlardan biri o ay yüzlü sevgiliyi görmek, diğeri ise rakibin yüzünü görmemek için olsun.

 

Xâl-i miskin âriz-i kâfurun üzre, ey senem,

Hindu-yi miskindürür kim Rûme düşmemüşdür qerib.

Ey tapılacak kadar güzel sevgili, kafur kokan gerdanının üzerindeki kara renkli ve misk kokulu benindir ki Rum memleketine garip ve yabancı düşmemiştir.

 

Etmeğin zâye bana ber yox yere dermanını,

Derdmend-i eşqe derman mı bulunur, ey tebib?

Sen dermanını boş yere bana ziyan etme. Ey tabib! Aşk dertlilerine derman mı bulunur?

 

Bir deyil bülbül teninde fem gülü vesf etmeğe,

Başdan ayaqa zeban olmuş çemende endelib.

Gülü tanımlamaya bülbül vücudunda ağız bir tane değildir. Bülbül çimende baştan ayağa dil haline gelmiş.

 

Ey Besîrî, ser-be-ser xâkester olur kâinat

Dolsa âheng ateşinden âlem içre bir lehib.

Ey Besîrî, âleme eğlence ateşinden bir alev dolsa kainat baştan başta toprak olur.


 Qazel-4 

Pürdür övsâf-i gül-i terden dehân-i endelib.

Heşredek bulmaz nehâyet dâstân-i endelib.

Bülbülün ağzı, taze gülün vasıflarını anlatmakla doludur. Bülbülün gülü anlattığı hikayesi kıyamet gününe kadar bitmez.

 

Bîm-i firqetden yene feryâd eder şâm ü seher,

Şâx-i gül üzre bulunsa âşiyân-ı endelib.

Bülbülün yuvası güller şahının üzerinde bulunsa bile yine de ayrılık korkusundan sabah akşam feryat eder.

 

Olmuş eczâ-yı vücud lâezmi vü xâkesteri

Âteş-i gülden yaqılmış kibi cân-i endelib.

Vücudunun parçaları kül gibi ve kemiksiz olmuş, Bülbülün canı, gülün ateşinden yanmış gibidir.

 

Şövq-i rû-yi dilguşâsıdır beni nâlân eden,

Bağ-i âlemde gül içündür feqân-i endelib.

Bülbülün feryadı dünya bahçesindeki gül içindir. Beni inletip ağlatan; sevgilinin gönül açan, iç ferahlatan yüzünün arzusudur.

 

Ol benimdir, ben anın, mefhûm birdir deseler,

Endelîb-i gülsitân, gülsitân-ı endelib

"O benimdir veya ben onunum" sözlerinin ikisi de birdir derseler, gül bahçesinin bülbülü veya bülbülün gül bahçesi demek de aynı kavramdır.

 

Lef z-i gülden qeyri yazmaq mümkün olmaz kâtibe,

Xâmesine meqte olsa ustixân-i endelib.

Bülbülün kemiği kalemine maktaa olsa da kâtibe gülün sözlerinden başka bir şey yazmak mümkün olmaz. (Maktaa: üzerinde kamış kalemin ucu kesilerek düzeltilen kemik)

 

Mürgler xâmuş olur, güller serâpâ gûş olur

Olsa gülşende Besîrî hemzebân-i endelib.

Besirî gül bahçesinde bülbül ile aynı dili konuşsa kuşlar seslerini keser, güller baştan sona onu dinler.


 Qazel-5 

Dem-be-dem xûn-i ciğerdir içdigüm dolu sana.

Gözlerim camı tolubdur, dûstim, yahu sana.

Ey sevgili! Senin için içtiğim içki daima ciğerimin kanıdır. Gözlerimin kadehi senin için dolmuştur.

 

Mâhın ol yüzi mi var öygüne rüxsârine?

Âfitâbın canı mı var kim gele qarşu sana?

Ayın senin yüzünü taklit edebilecek yüzü mü vardır? Güneşin sana karşı gelebilecek canı mı vardır?

 

Etmişem Mecnun kibi kûh ile sehrâyi veten,

Tâ giriftar olmuşam, ey gözleri âhû, sana.

Mecnun gibi dağları ve çölleri vatan etmişim. Ey ceylan gözlü sevgili! Sana esir olmuşum.

 

Ol nigârın zülfüne, öygünmegindir âdetin

Var öğün âlemde, ey enber, qalursa bu sana.

Senin âdetin o put gibi güzel sevgilinin saçma öykünmektir. Ey amber! Bu sana kalırsa dünyada istediğin gibi öğün.

 

Ahu-yi çeşmine bir dexi,Besîrî, uymagil,

Kim neler etmişdürür bilmez misen, âh, u, sana.

Ey Besîrî! Ceylan gibi gözlerine bir daha uyma! Bilmez misin ki, âh o sana neler etmiştir?