Heqir-i Tebrizi (Tebriz, ? - Tebriz, 1586)


Heqir-i Tebrizî XVI. asır Azerbaycan-Türk şiirinin az tanınan, az araştırılan, az öğrenilen simalarından biridir. Asrın başlarında Tebriz'de dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Burada mükemmel bir tahsil alan ve uzun süre doğduğu şehirde yaşayan sanatkâr, devrinin diğer sanatçıları gibi seyahat etmeyi çok sevdiği için "Şark"ın birçok ülkesini gezmiştir. 60. yılların sonu ile 70. yılların başında Keşan'da olduğunu bilmekteyiz. Sonra oradan Horasan'a gider. Oradan "Gezvin" yolu ile vatanı olan Tebriz'e döner. Heqirî, 1586 yılında Osmanlıların Tebriz'i almaları sırasında şehit olmuştur.

 

Şair, günümüze ulaşan ve esas eseri olarak kabul edilen "Leyli ve Mecnûn" mesnevisini 1525 yılında yani Fuzûlî'nin "Leyli ve Mecnun"undan 11 yıl önce yazmıştır. Bununla birlikte 'Tuhfe-i Sami" adlı tezkiresini 1550 yılında bitiren Sam Mirze O'nu daha yeni ortaya çıkmış bir şair olarak takdim etmektedir. Bu ifadeden şu çıkmaktadır: Heqirî, mesnevisini bitirdikten 50-60 yıl sonra da hayattadır. "Hülaset-ül-Eş'ar ve Zibdetül-Efkar" tezkiresinin müellifi Teqiyeddin Kaşanî, O'nun altı bin beyit hacminde bir divanı olduğunu yaz-maktadır. M. Terbiyet, şaire kıymet vererek şöyle yazmaktadır: "Heqirî Azerbaycan'ın üstat sanatkârlarındandır. Şirin, tatlı sözlü bir şairdir. Fikirlerini, duygularını ince bir şekilde ustaca beyan eder. Ahlâkının ve davranışının, tutumunun hoşluğunda ve beğenilip takdir edilmesinde eşi, benzeri yoktur."

 

Heqirî "Leyli ve Mecnun" mesnevisi ile devrinin insana zıt orta asır görüşleri ile yeni hümanist görüşlerin mücâdelesini aksettirmiştir. Bu mücadelede kahramanın beden olarak mağlubiyetini, fakat buna karşılık manevî galibiyetini göstermiştir.

 

Mesnevinin bilinen tek el yazması, Britanya Müzesi'ndedir. Bu nüshanın fotoğrafları Azerbaycan İlimler Akademisi El Yazmalar Enstitüsü'ndedir. Bu fotoğrafları esas alan X. Yusifov 1968 yılında mesnevinin metnini hazırlayıp neşriyata takdim etmiştir. "XIII-XVI Eserler Azerbaycan Şe'ri" (Bakı, Elm 1984) kitabında Heqirî ile ilgili verilen numuneler, "Yazıcı" neşriyatındaki Yusifov'un elyazmasından alınmıştır. Mesnevî'nin bu metninden bir bölümünü aşağıya aldık. Elyazmasında hatalı olan sözler, ifadeler düzeltilmiş, eksik söz ve ifadeler tamamlanarak parantez () içerisinde yazılmıştır.


Leyli ve Mecnûn Mesnevisi


Olmaq üçün dûr şeytân-i recim

Yazıram bismillâhir-rehmâni'r-rehim.

Mel'un şeytandan uzak olmak için "Bismi'llahi'rrahmânirrahim" yazarım.

 

Eyledim bünyâd bismillah ile

Tâ ki, pâyine ire dibcâh ile

"Bismillah" ile bünyad ettim ki (temel attım ki) gönlümün dileği ayağına (huzuruna) varmaktır (ermektir- ulaşmaktır).

 

Her sözün olmasa ilkin nâm-i hegg

Bulmaq olmaz menfeet bilqil zi-heqq

Her sözün başlangıcı "Allah" adı olmazsa; doğrular ondan menfaat, fayda bulamaz, bunu bil.

 

Eyledim men ibtidâ heqq adına,

Ol yeter vâ-mendeler feryadına.

Ben önce "Allah" adıyla başladım ki, geridekilerin feryadına o yeter.

 

İhtidası her sözün Allah ola

Gamularçün bu söze dibcâh ola.

Her sözün başı "Allah" olsun. Herkes için bu söz dilek olsun.

 

Çünki (düşdü) könlüme ihlâm-ii heqq

İbtidâ qıldım sözü bir nâm-i heqq:

Gönlüme Allah'ın ilhamı düştüğü için ilk sözümü Allah'ın adı kıldım (sözüme Allah'ın adıyla başladım).

 

Gör, odur dârende-i ferr-i huma!

Xâliq-i ins ü peri, erz ü sema

Kaçan hümâ kuşunu getiren ve ins, peri, arz ve se-manın yaratıcısı odur, gör, bil..

 

"Qulhü-vallâhü ehad" ana sifat!

Baqidir (daim), ana irmez memet!

"Gulhü-vallahü ehad"dır onun sıfatı. Bakîdir; ona ölüm gelez yoktur.

 

Misli yoxdur, şübhe yoxdur, ziddi yox,

Cümle-i âlemlere eltâfı çox

Eşi, benzeri, zıddı yoktur. Ondan şüphe edilmez. Bütün âlemlerde lütfü, güzelliği çoktur; görülür.

 

Ol Kerimdir, cümleye feryâdres,

Ol Rehinidir, râziq-i mur ü meges

Bütün feryat edenlere, zor durumda olanlara o ke-rimdir, yardım eder. Bütün karınca ve sineklerin (yürüyen ve uçanların) rızklarını o verir, o rahmet eder.

 

Lütfü anın cümle xelqin rehberi,

Hikmet ilen yaradır xüşk ü teri.

Onun lütfü cümle halkın kılavuzudur. Kuru-yaş herşeyi hikmetiyle yaratır.

 

Her kime qelıx eylese eder helak

Fâni olursa cehan, âne ne bak?

Kime gazaplansa, kahretse helak, yok eder. Cihan fani olsa da onun için korku yoktur. (Cihanın faniliğinden onun korkusu olur mu?)

 

Hem Celildir, hem Qedimdir, hem Kerim

Hem Neimdir, hem Selimdir, hem Rehim.

Hem yüce, başlangıcı olmayan ve cömerttir. Hem de diri, kusursuz ve esirgeyendir.

 

Hem Semi'dir, sane-i settardır

Hem Qafur ü Qedir ü Qehhardır

Hem he rşeyi duyan (açan, bilen), (gizleyen) yaratandır. Hem bağışlayan, hem her şeye gücü yeten, her şeyi kahredendir.

 

Oldurur sultan ü heqq-i câvidan.

Lametet ü lâşerîk ü müstean.

Ebedî yaşayacak olanların (kalıcı olanların) sultam O'dur. O, Ölümsüz ortaksız ve kendisinden yardım istenendir.

 

Yerde, göğde hakim-i ehvâl odur!

Doğru bilgil, âlem-i efâl odur!

Yerde ve gökte her şeyin, her hâlin hakimi; her işi bilen odur. Bunu doğru bil.

 

Yox ikenâlemleri vâr eyledi,

Cümleye fezlini izhâr eyledi.

Alemleri yok iken var etti. Her şeyde faziletim, lütfunu, erdemini gösterdi.

 

Odurur heqq-i qedim ü lâyezâl,

Zatına yoxdur yoxdur anın neqs ü zeval

Sonsuzlukta, ebedîlikte kadim olan Hakk odur. Onun zatında noksanlık ve sona erme (son) yoktur.

 

Lütf edicek âlemi me'mûr eder

Bir nezer qehr eyleye meqhûr eder.

Lütfedince bütün âlemi ma'mur, tamid eder. Bir nazarıyla da (bir bakışıyla da) her şeyi kahreder; bozar, yok eder.

 

Âlim oldur, hâkim oldur, nâzir ol,

Cümlenin ehvâlı üzre hâzır ol.

Her şeyi bilen, her şeye hükmeden ve her yerde olan odur. Herkesin durumlarına göre hazır olan odur.(Herkesin yardımcısı O'dur).

 

Sen bilirsen yâ qedîr ü yâ ezim,

Yâ kerim ü yâ semîm ü yâ rehini.

Ey her şeye gücü yeten (Kudret sahibi), ey azmeden, her yerde olan, ey kerem eden, ey samim ve ey rahmet eden sen bilirsin (herşeyi sen bilirsin). 

 

Ey ademden âlemi mövcûd eden

Ey qâm ü exlâge lütf ü cûd eden

Ey yokluktan bütün âlemi var eden (yaratan), ey bütün yaratılmışlara yardım eden, lütfeden, onları yaratın!

 

Sen meni etme serî etden cüda,

Könlümü etme heqiqetden cüda

Sen beni şeriatten, Allah yolundan ayırma! Gönlümü hakikatten ayırma.

 

Rehmetinle sen meni mesrur qıl

Şirk ü zilletden meni sen dûr qil

Rahmetinle beni mesrur, memnun et. Sana ortaklık koşmaktan ve aşağılıktan beni sen uzak tut. 

 

Mende üsyân, sende qüfran çoxdurur.

Mende xüsran, sende ehsan çoxdurur.

Bende isyan, sende afv, (bağışlama) çoktur. Bende hüsran, sende ihsan, (bağış) çoktur.

 

Lütf edirsen, yâ xudâvend-i qeni,

Rehmetinle yad qıl men bendeni.

Lütfet ya varlıkların, zenginliklerin sahibi (Ya Hudavend-i ganî). Rahmetinle ben köleni hatırla, yadet.

 

Âdemin esma ü elmi heqq içün

Şîtin hem elm ü helmi heqqiçün.

Âdem'in adı ve ilminin hakkı için; Şit'in de ilmi ve yumuşaklığı için.

 

Yene Nûhun novhezârı heqqiçün

Hem Xelîlin zarnizân heqqiçün.

Yine Nuh'un ağlayıp inlemesinin hakkı için, hem Halil'in ağlayıp inlemesinin hakkı için.

 

Yene Ismâyilin qurbânı içün,

Lazım idi tökmek öz qam içün,

Yine İsmail'in kurbanı ve dökülecek olan öz kanı için,

 

Yaqubun hesret-i râhi heqqiçün

Yûsifin bend ile çâhı heqqiçün

Yakub'un yolunun hasreti hakkı için; Yusuf'un bağı ve kuyusunun hakkı için,

 

Eyyubun çekdigi derdi heqqiçün,

Idrisin şol rûx-i zerdi heqqiçün.

Eyyub'un çektiği derdin hakkı için, İdris'in o sarı, solgun yanağının, çehresinin hakkı için,

 

Xâcenin uş izz ü nâzı heqqiçün,

Yehyanın zikr ü niyazı heqqiçün.

Hoca'nın nazmın, izzettinin hakkı için, Yahya'nın zikir ve niyazının hakkı için,

 

Yene Mûsânm asası heqqiçün

Hem Şüeybin eydahası heqqiçün

Yine Musa'nın asasının hakkı için, hem Şuayb'm ejderhasının hakkı için,

 

Dâvudun hem xûb lefzi heqqiçün

Fehm ilen idrâk hifzi heqqiçün

Davud'un da güzel sözü için, anlayış ve idrak hıfzının hakkı için,

 

Hem Süleyman izz ü bexti heqqiçün

Xel getiren rexht-i texti heqqiçün

Süleyman'ın da değer, büyüklük ve bahtının hakkı için, yel getiren süslü tahtının hakkı için,

 

Hem Mesîhânm nefâsı heqqiçün

Çekdigi hezz ü sefası heqqiçün

Mesih'in de nefesinin hakkı için; çektiği haz ve sefanın hakkı için

 

Mustafâ'nın qövl-i şer'i heqqiçün

Sünneti, hem esli, fer'i heqqiçün

Mustafa'nın doğru sözünün hakkı için, sünneti, aslı ve vacibinin hakkı için,

 

Hem Elinin Zülfüqârı heqqiçün

Qıldığı qavl-i qerârı heqqiçün

Ali'nin de Zülfikârı’nın hakkı için; kararlı, kesin sözünün hakkı için,

 

Mustafâ'nun rûh-i pakı heqqiçün,

Dâim âh-i sûznâkı heqqiçün.

Mustafa'nın temiz ruhunun, temiz çevresinin hakkı için; daima yakıcı, yanık olan âhının hakkı için.

 

Yene ol fexr-i nebûnin heqqiçün,

Cümle övlâdi resûlin heqqiçün.

Yine o Nebî'nin şerefi hakkı için; cümle resul evladının hakkı için,

 

Çârdah me'sum heqqiçün, ya xudâ,

Şirk ü şekkden könlümi eyle cüda.

Yâ Huda, on dört masumun hakkı için; sana ortaklık koşmaktan ve şüpheden gönlümü uzak tut.

 

Ya ilâhî, heqqi cümle sâdigan,

Ya ilâhî, heqqi cümle âşıqan,

Yâ ilahî, cümle sadıkların hakkı ve cümle âşıkların hakkı için,

 

övliyânm cüst ü cûşi heqqiçün,

Hem yetimler qÖzi yaşı heqqiçün.

Evliyaların arayıp sormalarının hakkı için; yetimlerin de gözyaşlarının hakkı için,

 

Göy yüzünde kökeb ü mah heqqiçün

Hem qeribler qüdıgı ah heqqiçün.

Gökyüzündeki yıldızların ve ayın hakkı için, gariplerin çektiği âhın hakkı için,

 

Enbiyâ vü övliyâlar câniçün,

Hem şehidlerin tÖkülen qânıçün.

Peygamberlerin ve evliyaların canı için, hem şehitlerin dökülen kanı için,

 

Qazalar qilan ezanın heqqiçün,

Razılar veren rizânm heqqiçün.

Gazilerin okuduğu ezanın hakkı için; itaat edenlerin (gösterdikleri) rızalar için,

 

Vâhid ü hem mâcid ü ferd ü möcib,

Hem kefiz ü hem müqit ü ham selib.

Ey bir, yüce, eşi benzeri olmayan, kendisinden istenileni veren, ölçen, rızık veren heybetli Allah! 

 

Bu qemûların(ki) dedim hörmeti,

Axiretde cümleye qıl rehmeti.

Bunların hepsinin hürmeti için ahrette cümleye rahmet et.

 

Qedir ü qeyyûm-i Rebb-i zülcelal,

Sâne ü sâme' kerîm ü lâyezâl.

Ey kudretli, kâim, dâim olan celâl sahibi Allah!, ey yaradan, işiten, kerim ve ebedî olah Allah!

 

Bir hekâyet edeyim bünyâd men,

Böyle edim qissede irşâd men.

Esas olarak ben bir hikâye söyleyeyim. Hikâyede, kıssada doğru yolu böyle göstereyim.

 

İki nâzim uş bunu seyr eyleye,

Hem Nazimi rahmet-ül'lâhi aleyh

Bunu iki nâzım seyretsin. Nazimi - Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun de seyretsin.

 

Xosrov andan nezm qıldı nâmeni,

Verdiler bes Hâtifiye xâmeni.

Hüsrev ondan nazmetti, nameyi. Sonunda Hatifi'ye verdiler kalemi.

 

Hatifi de nezm etdi bâ-temam,

Xoş müretteb etdi ol şîrin kelam.

 Hatifi de tamamıyla nazmetti. O şirin kelâm, onu güzelce tertip etti.

 

Şimdi men bîçâre-hâl ü nâtevân,

Aciz ü sergeşte, dur ez xâniman.

Şimdi ben güçsüz, halsiz, biçareyim. Evinden barkından uzak âciz ve serkeşteyim.

 

Himmetini onlarm ezm ederem,

Türk dilince uş bunu nezm ederem.

 Onların himmetini azmederim. Türk dilinde işte bunu nazmederim, söylerim.

 

Ol zaman ki cümle varım bâd ola,

Menim adım bunlar ile yâd ola.

O zaman ki, bütün varlığım, malım mülküm yel olsun. Benim adım sadece bunlarla hatırlansın.

 

Xeyr ilen kim yâd ede ol dem meni,

Rehmet ile şâd ede xâliq anı.

Beni o zaman kim hayır ile yadederse, Allah da onu rahmet ile bahtiyar eder,

 

Hâsil olur dünyada qâmım menim,

Kim ferâmûş olmaya nâmım menim.

Adem hatırdan çıkarılmadığı için benim arzum, isteğim dünyada hasıl olur.

 

Gerçi ender âlem-i bî-e'tibâr,

Qala uş bu nâme menden yadigâr.

Her ne kadar bu âlem itibarsız ise de bu itibarsız âlemde bu name benden yadigâr, hatıra kalsın. 

 

Dostlar yâd ede tâ âxir zeman,

Olmaya hergiz menem adım nihan.

Dostlar, âhir zamanda da yadetsin. Benim adım hiç bir zaman unutulmasın.

 

Heq vücûdumun (nesini) qıldı pak!

Könlümün âînesini qıldı pak!

Allah vücudumu ve gönül aynamı temiz, pâk kıldı.

 

Könlümi qemden çü mestur eyledi,

Cismini eşq ile pürnûr eyledi.

Gönlümü gamıyla Örttü, kararttı, ama aşkıyla da cismimi aydınlattı.

 

Caııda mesken düşdü derdem mehr-i yâr,

Razımı âfâge etdi aşikâr.

Artık, yarin sevgisi, muhabbeti canımı mesken tuttu ve sırlarımı bütün âleme açtı.

 

Cümle âlemler çü bildi derdimi,

Gördüler hem uş bu rûy-i zerdimi.

Benim sarı yüzümü gördükleri için cümle âlem derdimi bildi.

 

Zahirim ger hicr ile mehcûr idi.

Lîk batin eşq ile me'mur idi.

Gerçi zahirim, vücudum hicriyle, ayrılığıyla yaralıydı, fakat gönlüm aşkıyla mamur idi.

 

Vâcib oldu derdim izhâr eyleyim,

Eşq ilen hemrâh olub kâr eyleyim.

Artık gerekli oldu, derdimi açıklayayım. Aşk ile yoldaş olup iş göreyim.

 

İbtidâ qildım be-rûz-i âdine,

Söyledim heqq ismini bünyâdine.

İlk olarak Cuma günü yazmaya başladım. Başında Allah adını söyledim.

 

Âdine güni idi, şehr-i receb,

Uşbu nezmi eyledi könlüm teleb.

Recep ayının cuma günü idi. Bu şiiri gönlüm talep etti.

 

Târix ol dem "zî" idi, lâm ü elif,

Saet- i se'd idi, eyyâm-i şerif.

O zaman tarih 931 idi. Şerefli günlerin saadet saati idi.

 

Xâliqi etdim penah ender zaman,

Eyledim bünyâd bu nezmi beyân.

Zaman içinde Allah'a sığınarak bu nazmı beyan et-meye başladım.

 

Lütf qıldı xaliq-i heqq-i kebîr,

Qoymadı qemde meni zâr ü esir.

Ulu yaradan lütfetti ve beni gamda, kederde perişan koymadı.

 

Aldı hem qıflı zebanımdan menim,

Enduh-i dur etdi canımdan menim.

Benim dilimden bağı, kılıfı aldı ve benim canımdan sıkıntıyı uzaklaştırdı.

 

Konulum fezlini çun yâr eyledi,

Yar xeyâlm derde qemxâr eyledi.

Gönlüme faziletini koydu ama, yarin hayaliyle de derdime dert kattı.

 

Çünki kâmım hâsil oldı bi'1-tamâm,

Şerh etdim şimdi hekâyet vesselam.

Kâmım, neşem tamamıyla hasıl olunca bu hikâyeyi işte böyle şerh ettim.

 

Müsteme olun siz imdi, dûstân,

Tâki men şerh eyleyim bir dâstân.

Ben şimdi bir destan şerh edeyim ve siz onu dostunuzdan yani benden dinleyin.

 

Söyleyim Leylî vü Mecnun hâlim,

Onların çekdikleri ehvâlmı.

Söyleyeyim Leyla ile Mecnun'un hâlini, onların çektikleri zorlukları.

 

Zâr idiler gör nece hicran ilen,

Hemden idiler qem-i efğân ilen.

Ayrılıktan nasıl inlediklerini, figân gamıyla nasıl hem dem olduklarını gör.

 

Derdi onların müdâm efğân idi.

Gözlerine rûz ü şeb yeksan idi.

Onların derdi ızdırap ile inleme idi. Gece ile gündüzün onlar için farkı yoktu yani onlar için uyku ve rahat yoktu.

 

Belli bildin ki, budur esl-i süxen,

Böyle gördüm men der exbâr-i kühen.

Şunu bilin ki, sözün aslı budur. Ben eskilerden bu haberleri duydum, işittim.

 

Kim, Arabda var idi bir pâdşâh,

Cümle-i âcizlere post ü penâh.

Bir zamanlar Arabistan'da bütün âcizlerin sığmağı ve yardımcısı olan bir padişah varmış.

 

Seyyid-i Amiriyan derler ana,

Külliyesin şerh edem hâlin sana.

Ona "Seyyid-i Amiriyan" derler. Onun bütün halini, bütün hayatını sana anlatayım.

 

Eznesim idi anın meşhur adı

Âlemi tutmuş idi edl ü dadı.

Onun meşhur adı "Eznesim" idi. Adaleti, doğruluğu bütün âleme yayılmıştı.

 

Dünyada ehsân ilen meşhur idi,

Bext-i xürrem, mülki hem me'mûr idi.

Dünyada İnsanıyla, lutfuyla bağışıyla meşhur. Bahtı güzel, iyi; mülkü, ülkesi de mamur idi.

 

Bâ-sehâ vü bâ-kerem, bâ-cûd idi,

Yox idi, nöqsânı vü mövcûd idi.

Cömert, kerem ve eli açık idi. Hiçbir noksanı, eksiği yoktu. Her şeyi tam idi.

 

Nâmdâr ü şehsüvâr ü şehriyar,

Kâmirân ü kâmiyâb ü kâmkâr.

Ata iyi binen ünlü bir padişah idi. Mutlu, talihli biriydi.

 

Çox xezîne vermiş idi heqq ana

Vâhid ü heqq-i ebed mütleqq ana.

Sonsuza dek var ve bir olan Allah, ona çok hazine vermişti.

 

Kimse bilmezdi hesabın mâlının,

Şerh etmek olmaz ânın iqbâlının.

Onun malının hesabını kimse bilmezdi. Onun ikbali, bahtı, talihi açıklanamaz, açıklamaya güç yetmez.

 

Yox idi lîk onun oğlu, qızı,

Bu sebebden yaş idi iki gözü.

Fakat, ne yazık ki onun oğlu ve kızı yoktu. Bu yüzden iki gözü de yaşlıydı.

 

Yalvarırdı Xâliqe leyi ü nehâr.

Söyler idi yâ kerem ü kirdigâr.

Allah'a gece ve gündüz yalvarırdı. Sürekli kerem etmesin söylerdi.

 

Dünyada verdin bana çox sim ü zer.

Bexşiş etdin hem yügüş dür ü göher.

Dünyada bana çok altın ve gümüş verdin. Çok fazla inci ve cevher bahşettin.

 

Vermedin bir kimse be'd ez merg-i men,

Xânimâmmdan menim dûte veten.

Ocağımda yuvamı vatan tutacak, ölümümden sonra kalacak bir çocuk vermedin,

 

Bir oğul vergil mana bîçâreyem.

Xesteyem ü derdmend âvâreyem.

Çaresizim hastayım, dertliyim, avareyim bana bir oğul ver.

 

Olmaya tâ be'd merg adım nihân,

Yadigârım qala der mülk-i cehân.

Ölümden sonra adım yok olmasın, unutulmasın. Cihan mülkünde bir yadigârım kalsın.

 

Dutalar tâ ânın ile nâmımı,

Yâ ilâhî, hasıl eyle kâmımı!

Onunla benim namımı unutmasınlar, hatırlasınlar. Ya ilahî, kâmımı, mutluluğumu hasıl et.

 

Heqq qebûl etdi niyazın derzemân,

Dinlegil şimdi hekâyet, ey cavân.

O anda Allah, onun niyazını kabul etti. Ey genç, şimdi hikâyeyi dinle.

 

Verdi bir oğul ana dem ilâh,

Hüsnünü görüb xecil olurdu mah.

Allah, ona bir oğlu verdi. Oğlunun hüsnünü, güzelliğini gören ay utanırdı.

 

Çuladüar tifli ol dem der herir,

Şâd oluban goydular ender herir.

Çocuğu hemen o an ipekle sardılar. İpeğin içine çocuğu neşeyle koydular.

 

Muştuluq apardılar şah yanma,

Qıldılar derman o sâet canına.

Padişahın yanma muştuluğa gittiler. O an padişahın canına derman oldular (kıldılar).

 

Muştuluq verdi o dem çox sîm uzer,

Hem müresse tâc, hem zerrin kemer.

Padişah, o zaman çok fazla gümüş ve altını murassa süslü taç ve altın kemeri, muştuluk olarak verdi.

 

Mey içub qıldılar ol dem toydügün,

Eyd hem novruz idi(bilgil) o gün.

O an mey, şarap içip toy-düğün kurdular. O gün nevruz, bayram idi.

 

Şad oldu Eznesim ol qeyğuden

Qüsseden âzâd idi (can) hem beden.

Eznesim o zaman kaygıdan kurtuldu, şad oldu. Cam ve bedeni gussadan, kederden kurtuldu.

 

Anda bexş etdi o dem sîm u zeri,

Mâldar etdi qam u miskinleri.  

O zaman gümüş ve altınlar bahşetti. Bütün düşkünleri, miskinleri mal-mülk sahibi etti.

 

Çox kenizin âzad etdi hem gulam,

Xeyr ü ehsân eder idi subh-şam.

Birçok cariyesini ve kölesini azat etti. Sabah, akşam hayır hasenet ederdi.

 

Oğlunun Qeys etdi ismini evâm,

Yüzünü görmekle oldu şâd-kâm.

Halk oğlanın adını Qays koydu. Onun yüzünü görerek şâd ve kâm (mutlu) oldular.

 

Dâyeye dapşırdı tâ olsun yesâr,

Perveriş qıla ana Leyi ü nehâr.

Gece ve gündüz terbiye etsin, yetiştirsin diye oğlanı bir dayeye, sütnineye verdi.

 

Çünki ferrûx oldu doğdu âneden,

Geldi xel'etler ana qemxâneden.

Onun doğumu uğurlu, kutlu oldu. Bütün dünyadan ona hediyeler hil'atler geldi.

 

Ağlar idi gece gündüz zar zar,

Ata ana oldu ününden bizar.

Oğlan gece gündüz zar zor ağlardı. Atasıyla anası sesinde bizar, rahatsız oldu.

 

Kimse heç bilmedi anın halını,

Nece bilsin kimse tifl ehvalını

Onun halini, derdini kimse hiç bilmedi, anlayamadı. Küçük çocuğun halini, derdini nasıl bilsinler ki?

 

Var idi bir zen-i sâhib-i camal,

Hüs ü xub ü le'l-i meygün, müşk(xal).

Misk benli, şarap rengi dudağı olan, iyi, güzellik sahibi bir kadın vardı.

 

Geldi tâ göre bu tifl ehvâhnı,

Sora hem ol tifl-i zârm hâlim.

Bu çocuğun halini görmek ve inleyen bu çocuğun halini, derdini sormak için geldi.

 

Geldi Qeysi qucağma aldı hem,

Şâd oldu Qeys sen gel dinle remz(?).

Gelip çocuğu kucağına alınca Qays, mutlu olup sustu. Gel, dinle bunu.

 

Baxir idi ol nigârın yüzüne,

Gelmez idi hergiz uyxu gözüne.

O güzelin yüzüne bakmaktaydı. Asla gözüne uyku gelmezdi.

 

Mehd içinde sanır idin mâhdır,

Bu sözüme ol xudâ âgâhdır.

Samurdan beşik içinde bir aydır. Bu sözüme Allah şahittir.

 

Gormeseydi bir zaman yaxşı didar,

Eder idi nâle vü feryâd ü zar.

Güzel yüzü görmeyince hemen feryad ü figan ederdi.

 

Çünki gördü yene yaxşı sureti,

Terk ederdi âh u zâr ü hasreti.

Ne zaman güzel sureti görürse ağlayıp inlemeyi bırakırdı.

 

Kim ki, eşiderdi anın nâlesin,

Bilir idi âxır işin nâlesen

Onun nalesini, ağlamasını kim duyarsa işin hallini bilirdi.

 

Dediler bu âşiq olur âxiri,

Uş eğer nece yıl qalsa diri.

Eğer bu çocuk canlı kalırsa sonunda âşık olur, dediler.

 

Yetdi yeddi yasine Qeys-i şerif,

Ol camâlı mâh-i enverden letif.

Mübarek, soylu ve yüzü dolunaydan daha güzel olan Qays, yedi yaşma yetti.

 

Sanasan kil hüsnü ânın mâhıdır

Vesl-i ruh-i aleme dilxâhdır.

Sanırsın ki, onun hüsnü aydır. Ona kavuşmak, ulaşmak herkesin gönlünün dileğiydi.

 

Yüzü mâh gedd ü serv ü çeşm-i şux,

Le'l-i qend ü gaşı yay, kirpiği ox.

Yüzü ay, boyu servi, gözleri şuh, dudağı kaşı yay, kirpiği ok gibiydi.

 

Ulu-kiçi hüsnüne heyrân idi,

Ata-ana canına qurbân idi.

Büyük küçük herkes güzelliğine hayrandı. Atası, anası onun için kurban idi.

 

Qemzesi şux, qâmeti re'nâ idi,

Zülfü xoşbu, sureti zibâ idi.

Gamzesi şuh, oynak, kameti ra'na, zülfü hoş kokulu, sureti güzel idi.

 

Çünki on yaşma girdi ol püser,

Cânına eşq âteşi qıldı eser.

O çocuk on yaşma girince canına da, gönlüne de aşk ateşi düştü.

 

Sünnet üçün Ezesim etdi yarag,

Küfeden Bağdâde gıldırdı sorag.

Eznesim, sünnet için hazırlıklar yaptı. Kufe'den Bağdad'a kadar çağırttı.

 

Cem oldu bî-gerân ehl-i Areb,

Sünnet etdiler çe bak eyş ü şerab.

Sayısız Arap kalabalığı toplandı. Yiyip içip sünnet ettiler.

 

Ol zaman şeh-i Areb xan Eznesim

Verdi xelqe ne'met ü mâl-i ezim.

O zaman Arap şahı Eznesim Han, halka fazlasıyla mal, nimet ihsan etti.

 

Çünki ol toydan ferâğet qıldılar.

Her kes ol dem öz evine geldiler.

O toydan ayrıldıktan sonra herkes evine gitti.( Feragatin manalarından biri de vazgeçecek kadar zengin olmaktır. Beyitte şahın verdiği mallardan zengin olması da kastedilmiştir).

 

Qeys hem ol zexmden buldu şefâ,

Artdı könlünde anın sidg ü sefa.

Qays o dertten şifa buldu. Gönlünün neş'esi, eğlencesi arttı.

 

Sünnet işinden çü (nki) buldular ferağ,

Etdiler hem oxumağa (bir) yarâq.

Sünnet işinden ferah, rahat bulunca, okul için de hazırlık yaptılar.

 

Mektebe gönderdiler Qeysî revân,

Oxur idi cehd edib rûz ü şebân.

Qays'ı mektebe gönderdiler. O da gece gündüz cehtle okur idi.

 

Hem oxurdu bir nece qızlar dexi,

Qeys ile uş bir arada, ey exi.

Qays'la bir arada birçok kız da okurdu. Ey kardeşler.

 

Var idi bir nâmdar-i möhterem.

Sâhib-i xeyl-i heşem tâc ü âlem.

Taç, alem ve hayi aile sahibi muhterem namlı biri vardı.

 

İsmini derlerdi onun Bu İh esen,

Dinle gel candan hekâyetin ez men(?)

Onun adını Bulhesen derlerdi. Dinle, gel, onun hikâyesini benden.

 

Mal ü mülki var idi ânın ezîm,

Hem Ereb mülkünde olmuşdu müqim.

Onun çok fazla malı mülkü vardı. Arap mülkünde ikamet etmiştir.

 

Var idi bir Leylî adlı duxteri,

Yetmez idi hüsnüne hûrî, perî.

Hüsnüne, güzelliğine huri ve perilerin yetemediği Leyla adında bir kızı vardı.

 

Bir saçı sünbül, yüzü mehpâresi,

Var idi çox hüsnünün biçâresi.

Saçı sünbül, yüzü ay parçası olan bu kızın güzelliğine vurgun da çoktu.

 

Qemzesi hem nâveki dilsûz idi,

Gözleri ânın cehânefrûz idi.

Gamzesi de gönül yakan oktu. Onun gözleri cihanı aydınlatıyordu.

 

Leblerinden âb-i heyvan münfeil,

Sözlerinden şekkeristan münfeil.

Dudaklarından ab-ı hayvan (canlılık suyu) alınmış (gücenmiş); sözlerinden şekeristan (şeker ülkesi) alınmış.

 

Dişlerinden dürr, hem mercan xecil,

Yanağından uş meh-i taban xecil.

Dişlerinden inci ve mercan, yanağından dolunay utanmış.

 

Qâmetinden hem qiyâm etdi eyan,

Fitne vü tezvir elam etdi eyan.

Bütün ileri gelenler, senin boyun karşısında ayağa kalktı. Bu yüzden onlar fitne ve yalan söylediler.

 

Hüsnüne hemta yox idi der-cehân

Zülf müşkü qâmeti serv-i revân.

Misk kokulu zülfünün, yürüyen selvi gibi boyunun ve güzelliğinin cihanda benzeri yoktu.

 

Saçlarının vesfidir qedr ü berat,

Lefz içinde çün müheyya mö'cüzat.

Kadir ve berat geceleri saçlarının vasfıdır. Bütün yaratılmışlar amadedir.

 

Qaşmı görcek meh olurdu hilâl,

Kim yaratmış anın adm zülcelâl.

Celal, ululuk sahibi olan Allah, öyle bir şeyi yarattığı için ay onun kaşını görünce hilâl olurdu.

 

Kim göreydi hüsnün ânın bir nezer,

Aqlı başından gederdi derbeder.

Onun güzelliğini kim bir kez görse aklını yitirip derbeder olurdu.

 

Mektebe gönderdi ânı Bulhesen,

Hâlini söylevim ânm, dinle sen.

Bulhesen onu mektebe gönderdi. Onun o halini söyleyeyim, dinle sen!

 

Bir nece dem onda ol siminbeden,

Dutdu mektebkânade candan veten.

Bir nice vakit o gümüş beden mektebi vatan tuttu.

 

Oxuyur idi be-elfâz-i fesih,

Söyler idi hem ibâret-i melih.

Fasih, güzel sözler okuyordu. Şirin, tatlı sözler söylerdi.

 

Derdi herdem lefz-i rengâmiz ol,

Eder idi qemze şûrengiz ol.

O gamzesini oynatarak sürekli türlü türlü güzel sözler söylerdi.

 

Ehl-i mekteb âne heyrân oldular,

Hesretinden sîne büryân oldular.

Bütün mekteb ona hayran oldu. Hesretinden kalpleri yanıp tutuştu.

 

Kimseye meyi etmedi ol dilsitân,

Heç kime yar olmadı hem bir zaman

O gönül alıcı güzel, kimseye meyletmedi. Hiçbir zaman kimseye yar olmadı.

 

Mekteb içre Qeys gördü Leylini,

Ol melek, qılmân, hûrun xeylini.

Qays, mektepte o meleklerden, gılmanlardan ve hurilerden daha güzel olan Leyla'yı gördü.

 

Mail oldu könlü şol mehpâreye,

Düşdü mehr ilen mehebbet âraye.

Gönlü o ay parçasına meyletti. O güneş ile aşk, muhabbet alanına düştü.

 

Könlüne yarın xeyâh oldu yâr,

Oldu anda qoymadı sebr ü gerâr.

Gönlüne yarin hayali yar oldu ve onda sabır ve karar kalmadı.

 

Gece-gündüz fikri yâr oldu anın,

Virdi ah ü növhe, zâr oldu anın.

Onun gece gündüz düşüncesi, fikri yar oldu. Onun virdi, duası ah, ağlama ve inleme oldu.

 

Netekim Leylî iken Mehbûb idi.

Yüzü rengin, sözü şirin, xûb idi.

Nitekim yüzü güzel, sözü tatlı, güzel olan bu sevgili Leyla idi. (Netice olara Leyla yüzü güzel, sözü tatlı, güzel bir sevgiliydi).

 

Öyle heyran oldu Qeys ol dilbere,

Hüsn ü mah ü sözü qend ü şekkere.

Qays, güzelliği aya, sözü şekere benzeyen o dilbere tamamıyla aşık oldu.

 

Bilmez idi ki, nedir ruz ile şeb,

Saldı eşqi dilberin canına teb.

Gece nedir, günler nedir bilmez oldu. O güzelin aşkı canına hararet saldı.

 

Gıldı bülbül nisbeti, feryâd, zâr,

Oldu heyrân, qaldi hem bî-ixtiyâr.

Bülbül gibi feryad ü zar etti. Aşık olup deli divane oldu.

 

Gece-gündüz hesret ilen ağladı,

Cümle xalqm ciğerini dağladı.

Gece gündüz hasretle ağladı. Cümle halkın ciğerini dağladı.

 

Çox texeyyür qıldılar feryadına,

Kimse yox idi irişe dadına.

Onun feryadına herkes çok şaşırdı. İmdadına yetişecek kimse yoktu.

 

Şöyle valeh oldu ana ol zaman,

Kim, gözünden qanlı yaş oldu revân.

O zaman öyle şaşkın, divane oldu. Gözünden kanlı yaşı akıp sel oldu.

 

Kimseye demezdi öz ehvâlmı,

Özge bilmez özgenin heç hâlini.

O da derdini, ahvalini kimseye demezdi. El elin halini ne bilsin.

 

Söyledi bu şe'ri ol dem zâr ilen.

Söz ederdi hem dil-i bîmâr ilen.

O zaman bu şiiri ağlayarak söyledi. Hasta gönlüyle söz de söylerdi.



 Qazel

 

Uğradı tâ ki, sene bir qülüzâr,

Mende hergiz qoymadı sebr ü gerâr.

Sana bir gül yanaklı uğradı ki, o bende hiç sabr ü karar koymadı.

 

Derde saldı şad iken bu könlümü,

Eyledi zâr ü perişan rûzigâr.

Neşeli, mutlu iken bu gönlümü derde saldı. Dünyâmı mahv ü perişan eyledi.

 

Fariğ idim men qem u erduhden;

Yüzünü kû müşk qüdı tem bîmâr.

Misk kokulu yüzün beni tam hasta etmeden Önce ben gamdan, kederden uzak idim.

 

Gözlerime rövşan iken âlemi,

Şol müselsel saçları tek qıldı târ.

Bütün âlem gözlerimin önündeyken uzun saçları gibi karanlık etti.

 

Bendesin hicr ile bîmâr eyledi,

Qılmadı bîmârine hergiz timâr.

Kölesini ayrılığıyla hasta etti. Hastasını asla iyileştirmedi.

 

Gündüzüm onsuz şeb ü tarıkdir,

Hem zimistandır menimçün növbahâr.

Gündüzüm onsuz geceyle birdir. İlkbahar da benim için kıştır.

 

İrmeğe çün vesline yoxdur meded,

Hesretile yanıram leyli nehâr.

Onun vaslına çare yoktur. Gece ve gündüz hasretiyle yanmaktayım