Hidâyet (XV. Yüzyıl)


Asıl adı Emir Afsahuddin Hidâyettullah olan ve şiirlerinde "Hidâyet" mahlasını kullanan şair, XV. yüzyılda yaşamıştır. XV. asrın sonlarına kadar Tebriz'de ömür sürmüş olan Hidâyet, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın (1423-1478) ölümünden sonra onun oğlu Abdülfeth Sultan Halil Bahadır Han'ın sarayında büyük emir rütbesine kadar yükselmiş, daha sonra da onun kardeşi Sultan Yakub'un sarayında hizmet vermiştir. Şairin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak XV. yüzyıl sonlarına kadar yaşadığını tahmin etmek mümkündür.

 

XV. yüzyılın alim, şair ve filozoflarından Celaleddin Devanı "Ahlâk-i Celâli" adlı eserinde Hidâyet'in yetenekli bir şair olduğunu ifade etmektedir. XVII. yüzyıl büyük Türk alimi Katip Çelebi, meşhur "Keşf'üz-Zünûn" adlı eserinde Hidâyet'in Divanı'ndan bahsetmiştir. Kafzâde Abdülfeyyaz da 1620 yılında yazdığı "Zübdetü'l-Beytan" adlı tezkiresinde şairin Divan'ından örnekler vermiştir. Emir Hidâyet'in Divan'ı Azerî Türkçesiyledir ve şimdilik dört nüshası bilinmektedir. Bodleian Kütüphanesi/Oxford; Chester Beatty Kütüphanesi/Dublin; Topkapı Sarayı Hazine Kitaplığı/İstanbul ve F.S. Stivensen şahsî kitaplığı /Londra. Bu nüshalardan Chester Beatty nüshasında 186 gazel, bir kaside, bir muhammes ve iki küçük mesnevi vardır.

 

Hidâyet'in Divan'ı dil, edebiyat ve sanat açısından gerçekten değerli bir eser olarak değerlendirilmektedir. Şimdiye kadar hakkında ayrıntılı bir inceleme yapılmayan Hidâyet ve divanı lirik Türk şiiri ve Azerî Türkçesinin sadeliği hususlarında bir örnek teşkil edecek özelliktedir.


 Qazel-1

 

Dün görsedüb bileklerin ol şûx-i dilrübâ

Qıldı şikeste könlümi destine mübtelâ.

O gönül alan şuh sevgili, dün bileklerini göstererek kırık gönlümü eline âşık etti.

 

Ey misk, urma laf, xetâdan o zülf ile,

Düşmez sana bu söz, yeri get, ey yüzi qara.

Ey mis! O zülüflerle günah konusunda tartışma. Ey yüzü kara! Yürü git, sana bu konuda söz düşmez.

 

Hicran güni mana nola erz eylesen cemal,

Çün heşr olanda bendeye Heq görsedür liqâ.

Madem ki, Hak (Tanrı) mahşer gününde kullarına yüz güzelliğini gösterecektir, ayrılık günü bana yüz güzelliğini sunsan ne olur?

 

Sen yârden gelür, nece eğyardan qaçım,

Tedbîr yoxdurur yetecax Tanrıdan belâ.

Yabancılardan neden kaçayım? Başıma gelenler sevgiliden gelir. Tanrı'dan gelecek belâ için tedbir almaya gerek yoktur.

 

Senden cefâdan özge Hidâyet ne uma kim,

Çün çin imiş bu nükte ki, ömür eylemez vefa.

Hidâyet senden eziyetten başka ne bekleyebilir? Bu nükte öyle karmaşıkmış ki, ona ömür vefa etmez.


Qazel-2

 

Ey cân ü könül mehrin ile vâleh ü şeyda,

İsbâtm içün kövn ü mekân oldu hüveydâ.

Ey sevgili! Canım ve gönlüm senin sevginle şaşkın ve çılgın bir hâldedir. Senin varlığını isbat için bütün varlıklar apaçık oldu.

 

Hökmünle senin sakin olub texte-yi eğber,

Emrinle revan çizginedir günbed-i xezrâ.

Yer altı senin emrinle, hükmünle bir kararda dur-maktadır. Gökkubbe de senin emrinle bir yörünge etrafında dönmektedir.

 

Senden ki, olubdur keremin ami cahanda,

Her xâre verürsen gülü her xâreye xara.

Senin cömertliğin dünyada herkese yetmektedir. Sen dikene gülü, yiyecek kişi ve varlıklara da yiyeceğini verirsin.

 

Senden ne dil ü dide ilen gizlü deyim raz,

Her dîde vü her dil ile binâsen ü gûyâ.

Senden hangi dil ve gözle gizli sırlar söyleyebilirim? Her dil ve her gözle yapan da söyleyen de sensin.

 

Yâ Reb ki, ne iş düşse Hidâyetin elin dut,

Senden budur ol düşmese ey dust temenna.

Ya Rab! Ne işi düşerse düşsün, Hidâyet'in elinden tut. Ey dost! O düşmese de senden isteği budur.


Qazel-3

 

Cövr ü qehrinden şehâ, neçün melâmetdir mana,

Çün yeter her nesne kim, Heqden hevâletdir mana.

Ey güzeller şahı! Senin eziyet ve işkencenden do-layı beni neden kınarlar? Bana Hak'tan geldiği için her şey yeter.

 

Düşde gördüm zülfini düşdüm cidâ senden belî,

Oldu rövşen kim bu eyyâm-i zelâletdir mana.

Zülüflerim rüyada gördüm ve senden ayrı düş-tüm. Açıkça belli oldu ki, bunlar benim kötü günlerimdir.

 

Xâl-i miskinin görenden berlü, ey hûrî senin,

Xâldan düşdüm iken bilmen ne hâletdir mana.

Ey huri kadar güzel sevgili! Senin mis kokulu benini göreliden beri güçten, kuvvetten düştüm. Benim bu hâlim nedir, bilmiyorum.

 

Câne çox ox atdığmdan, sanma cana inciyim,

Kim, her oxun bir ümîd ü istimâletdir mana.

Canıma çok ok atmandan dolayı sana incineceğimi sanma. Çünkü her okun benim için bir ümit ve tesellidir.

 

Cân el üste dutmuşam, gül terk-i yeğmâyi deye,

Ey Hidâyet, cân ü dil neğdini tâletdir mana.

Ey Hidâyet! Gül, yağmayı ter ketsin diye canı el üs-tünde tuttum. Çünkü can ve gönül serveti benim için güzelliktir.


Qazel-4

 

Senden ne qem kim, ey büt-i dilcû yeter mana,

Alemde Sâdem ol qem ile bu yeter mana.

Ey gönül alan sevgili! Senden gelen üzüntü bana yeter. Ben bu üzüntüyle bu dünyada mutluyum.

 

Eğyâre yar olub, mana cövr etdigin nedir,

Qesdin helakim ise bu qayğu yeter mana.

Yabancılara sevgili, dost oldun. Bana ettiğin bu eziyet nedir? Eğer mahvolmamı istiyorsan bu dert bana yeterlidir.

 

Xâk-i rehin görüb, neyderem Sürmeni, hekim,

Göz rövşenlığma bu daru yeter mana.

Ey hekim! Sevgilinin yolunun toprağı varken sür-meyi ne yapayım? Gözümün aydınlığı, parlaklığı için bu ilaç yeterlidir.

 

Ger fikrin axmağında ise ey yağış, bu gün,

Gör yaşımi vü yağma ki, bu su yeter mana.

Ey yağmur! Eğer bugün yağmak istiyorsan göz- yaşlarımı gör ve yağma. Çünkü bu su, bana ye terlidir.

 

Baş oynayan Hidâyet onuncun beqâ bulur,

Meydân-i eşq içinde bu celdü yeter mana.

Yoluna baş koyan Hidâyet, bu yüzden ebedî yaşar. Aşk meydanı içinde de bu çabukluk bana yeterlidir.


 Qazel-5

 

Ey Türk, getdi cân ü dil ü eql ü din sana,

Heç dinmedin menimle neder munca, dinsana!

Ey Türk! Canım, gönlüm, aklım ve dinim senin uğruna gitti. Buna rağmen benimle hiç konuşmadın, bir kere konuşsana.

 

Könlümde kin-i qılıc ü exunçün olur müdam,

Budur dedim şehâ, xamu könlümdekin sana.

Daima senin okunun ve kılıcının kini gönlümdedir. Ey güzeller şahı! Gönlümdekilerin hepsi budur, sana söyledim.

 

Zülfini çin dedim, mana dersen xetâ dile,

Doğrusi demek olmaz imiş heç kin sana.

Saçlarına "Çin" dedim, sen bana "hatamı affet de." dersin. Doğrusu sana kin yakıştırmak olmazmış.

 

Dedim kim, görmedin gedirem tîr ü xencerin,

Dur, dedi yetirim ikisinden birin sana.

"Okunu veya hançerini görmeden gidiyorum." dedim. "Dur, ikisinden birini sana vurayım" dedi.

 

Derman yox ise, derdile meşhûr-i şehrsen,

Yeter Hidâyet, iki cahanda hemin sana.

Derman yoksa sen bu dertle şehrin içinde meşhur olursun. Ey Hidâyet! İki cihanda bu şöhret sana yeter.