Mehemmed (XVII. Yüzyıl)


Mehemmed, XVII. yüzyılda yaşamış ve eser vermiş bir şairdir. Ancak onun hayatı hakkında elimizde bir bilgi yoktur. Devrinin yetenekli âşığı olan Mehemmed, Azerbaycan Edebiyatı tarihinde yalnız "Şehriyar" destanı ile bilinmektedir.

 

"Şehriyar" destanı orta çağ Azerbaycan nesrinin en güzel ve en orijinal örneklerinden biridir. Bu destan, bir yazılı edebiyat eseri gibi sağlam yapılıdır. Bu destanda, yazılı ve sözlü edebî nesir gelenekleri birleşerek bir birlik oluşturur.

 

Mehemmed'in bu eserinde sosyal ve siyasi uygunsuzluklar, çatışma ve zıddiyetin başlıca temelidir. Sevgililer, bunu ortadan kaldırarak birbirlerine kavuşurlar ve eser mutlu bir sonuçla tamamlanır.

 

Mehemmed'in "Şehriyar" destanı 1987 yılında E. Seferli tarafından ilk olarak yayımlanmıştır.


Şiir

 

Serxoş baxub şirin şirin danışan,

Sohbet arasında gülen yar hanı!

Aynlıq meqamı halı perişan

Qolunu boynuma salan yar hanı!

Hani sarhoşça bakıp tatlı tatlı konuşan ve sohbet arasında gülen sevgili? Hani ayrılık yerinde perişan olarak kollarını boynuma dolayan sevgili?

 

Dağıdan ömrümün qem otağını,

Kesen seg reqibler solu, sağını,

Menim bir günümün ayrılmağını

İller menzurunda bilen yar hanı!

Hani ömrümün üzüntü çadırını yıkan, köpek rakiplerin sağını solunu kesen, benden bir gün ayrılmayı yıllar olarak gören sevgili?

 

Yüz naz ilen aşiqini dindiren,

Seg reqibin çırağını söndüren,

Meqsudini inad ilen qanduran

Idrakında kamil olan yar hanı!

Hani yüz naz ederek âşığını konuşturan, köpek rakibin çırasını söndüren, isteğini inatla kabul ettiren, anlayışı tam olan sevgili?

 

Eşitmişem eğyarm şer-savaşm,

Bir ah çekerem ki, dağıdam daşm,

Menim bu çeşmimin de qanlu yaşın

Nazik eller ilen silen yar hanı!

Yabancıların kötü savaşlarını duydum. Bir âh çekeyim ki, taşı bile parçalayayım. Hani benim gözlerimin kanlı yaşını nazik elleriyle silen sevgili?

 

Bağda bülbül hemrah ola gül iylen

Ona şeyde qıla sidq-i diliylen,

Hesret çeke çeke uzun iliylen

Mehemmed kuyinde qalan yar hanı!

Bülbül, bağda gül ile yoldaş olsun. Ona gönülden bağlılıkla çılgınlaşsın. Hani uzun yıllar boyu hasret çeke çeke Mehemmed'in köyünde kalan sevgili?


 

ŞEHRÎYÂR DESTANINDAN


Kim bilür eyyâm-i maziden, teqeddümden xeber,

Lâzıma lâyiq ona olur yeqin bil müxteser

Geçmiş günlerden, ilk zamanlardan kim haber bilebilir? Özet olarak bil ki, tam inanış ona lâzım ve lâyık olur.

 

Ki ede, izhâr-i elam ne ki, elmi var onun,

Qeyri âlimler götürsün, anlasın cümle beşer.

 Onun ne kadar ilmi, bilgisi varsa onu ilân edip göstermelidir ki başka âlimler de düşünsün ve bütün insanlık anlasın.

 

Bileler dövr-i zamanda ne ecâyib, hem qerib,

Her gelen görmüş ü qilmış xub ü bed sertâ-be-ser.

Zamanında ne acayip ve garip işlerin olduğunu, her dünyaya gelenin baştanbaşa iyi ve kötü işlerini bilip görsünler.

 

Enbiyâdan, övliyâdan kimi gördün bâqi ola,

Ya da dünyâda temâmen buldu meqsud her ne var.

Evliya ve peygamberlerden ölümsüz olan kimi gördün? Ya da dünyada amacına tamamen ermiş ne var?

 

Çerx-i eyyâm-i zemâne müxtelifdir, bil, yeqin

Gah olur xendan, gehî eyler feğan ü âh ü zar

Zamanın günlerinin çarkı, farklı farklıdır. Bunu kesin olarak bil. Bazen güldürür, bazen de âh çektirip ağlatır, inletir.

 

Qılma ey âqîl hüşyar, mütmeinqelb olma sen,

Kazibe yoq e'tibar, cümle metâi kem eyar.

Ey akıllı olan kişi; aklının kendine yarar kılma! Kalbini tatmin etme! Yalancının itibarı yoktur, onun bütün malının ayan, değeri düşüktür.

 

Dünya e'tibarsız olmağın bildün hemin,

Etibarsız tehrikiyle hergiz olma ixtiyar.

Madem ki dünyanın değersiz olduğunu biliyorsun, değersiz diye de hiç bir zaman ihtiyar olma.

 

Qıl qenâet, her ne rezzaq verse rûzi, ol qebul,

Abrûyin her yetene satma, ey cân-i peder,

Tanrı günlük ne rızık verirse kabul et ve kanaat göster. Ey insanoğlu; yüzünün suyunu herkese satma.

 

Men nesîhet eylerem, qelbin mene düz dut bu gün,

Div-i mel'ûne inanma âxır olma xâksar.

Ben sana nasihat ediyorum, bugün bana kalbini doğru ve açık tut. Lânetli şeytana inanıp sonunda

 

Bende ol, qulluq yetür, tâ ki, atan xoşnud ola,

Cümle meqsud asan olur, gerçi bilsen dûşvar.

toprakla bir olma, (rezil duruma düşme).

Kul, köle ol ki, ataların senden hoşnut kalsın, o zaman senin zor bildiğin bütün maksatların kolaylıkla gerçekleşir.

 

İndi eyyamdan xeber al, men sene bir bir deyim,

Dövr-i Adem'den beri her ne urupdur üstüvar.

Şimdi zamandan haber al, ben de sana Hz.Adem devrinden beri dayanıklı olan ne varsa bir bir anlatayım.

 

Zövq-i şövq-i eşqden xali olan âdem değil,

Eşq-i heqîqî gerek zahir mecazî desteler.

Aşk zevki ve şevkinden habersiz olan, insan değildir. Gerçek aşk, mecazî deseler de görünür olmalıdır.

 

Ger eğer eşqi tamamen bileler mecâzidür,

Bes neçün Yûsif sebeb-i eşqilen çekdi neler.

 Madem ki aşkı tamamen mecazî diye biliyorlar, o halde Hz. Yusuf neden aşk yüzünden çileler çekmiştir?

 

Bir de bu cümle peyember zövqi nehy bilse eğer,

Her biri eqd-i nigâh-i dâimi çox etdiler.

Eğer zevki yasak bilselerdi bütün peygamberlerin her biri birçok nikâh yapmazlardı.

 

İndi rüxset ver teref-i eşqden men söyleyim.

Bir ecâib dastanı ismi de ola "Şehriyar".

Şimdi izin ver de, adı "Şehriyar" olan acayip bir destan söyleyeyim.

 

Raviyan-i exbar ve müheddisan-i xoşgüftar, naqilan-i dürerbar, tutiyan-i şekkerşiken, şirin aşari her eyyam keçen rüzigar-i zemanden xeber verür. Qerez ki, benî Adem saqi-yi rüzigar-i müxalif elinden meclis-i nişat naenbüsat-i dünyada eğer eyş ve işret ve eğer qüsse ve möhnet camın nuş ede, lazımdur xub ve xürremi içün şükr ve qüsse ve eqmi içün sebr qıla. Ta ki, müretteb-i dergah olan zaman öz emel-i napesendinden ser-mende ve xecil olmaya ve emel-i şayeste sebeb serefraz ve beynelemsal veleqran yanında rusefid ve xürrem ola ve indi ustad-ı kamiller olan vaqiat-i sergüzeştin be'zisin nezm ve be'zisin nesr qılub izhar eylemekden sebeb budur. Eğer dünya-i fanide bir kese çox dövlet ve bext ve iqbal vere, meğrur olmaya ve eğer zerre göstere qem çekmeye, çünki çerx-i eyyam-i ruzigardur. Ademden beri bele dövran ile gerdiş edüb ve gene edecekdür.

 

İndi bu meqam-i güftare göre, bundan eqdem şehr-i Tiffis'de bir Sövdeger-i kesire'1-mal ve bir merd-i aqil ve xoş xeyal var idi ki, onun avaze-yi debdebesi ve aqil ve kamil ve füqeradust olması külli alemde meşhur ve engüştnüma, cümle mehman ve müsafir-i feqir ve füqera andan feyziyab olurdular. Amma qeza-yi rebbaniden bir övlad-i zükur ve ünase möhtac idi. Gene rıza qezaye verüb sebr ve tehemmül ixtiyar edüb daima ehl-i ürfan ve alim ve ulema, fazil ve füzela ve aqil-i meşhur keşlerden cem edüb ziyafet, yemek ve içmek, zövq ve sefa edirdiler. Ne fayda, her zaman mec-lislerinde bir kesin övlad-i salehin medh edüb ve Heq penah qılsun deyen zamanda bir az fikri ve vesavis-i şeytan bir yere cem olub eqli me-qammdan kenara eden hal şeytan-i mel'un övlad fikrin qelblerine daxil ve encam-i karda mal ve melali bisahib qalmağı teriqi ile fikirlerine doldurub, belke cadde-yi bendeligi itirüb, dad-i zelaletde heyran ede.

 

Feqir Ebu Celhe'den bixeber bir gün güftguy-i mezkurden çox bidemağ ve fikir ve eqlini diyar-i qeflet terefe gürizan qılub gör ne xeyal ve ne fikre düşübdür:

 

Haber rivayet edenler, güzel sözlü hikayeciler, inci gibi sözler söyleyen aktarıcılar, ağzında şeker ezen papağan gibi dili olanların tatlı hikâyeleri, her gün geçmiş zamanlardan haberler verir. Amaç, insanoğlunun bu aksi feleğin içki dağıtıcısının elinden mutluluk meclisi olan bu rahatsız dünyada -ister eğlence ve zevk, isterse üzüntü ve gam içkisini içsin-iyilik ve mutluluk için şükür; gam ve üzüntü için ise sabır kılmaktır. Çünkü sonradan kurulmuş bir dergah olan bir zamana kadar, kendi beğenmediği makadından utanıp mahcup olmamalı; yükselmeye sebep olan uygun amacı için ise emsal ve akranları arasında yüzü ak ve sevinçli olmalıdır. İşte mükemmel üstadların; olan biten hayat hadiselerinin bir kısmını nazım, bir kısmını ise nesir hâlinde yazıp ortaya çıkarmalarının sebebi de budur. Fani dünyada bir kişiye çok mutluluk, talih ve mutlu bir gelecek verilirse gururlanmamalıdır. Eğer bunlardan çok az gösterirse de üzülmemelidir. Çünkü zamanın günlerinin çarkı, Hz. Adem'den beri böyle dönmektedir ve yine dönecektir.

 

Şimdi bu sözlerin yerine göre, bundan yıllar önce Tiflis şehrinde zengin, akıllı, hoş hayalli ve Sevdakâr adında bir adam vardı. Onun debdebeli şöhretli; akıllı, olgun ve fukara dostu oluşu bütün dünyada bilinip parmakla gösterilirdi. Bütün misafirler, fakir ve fukaralar ondan ihsan ve bağış görürlerdi. Ancak Allah'ın takdiriyle bir erkek veya kız evlada muhtaçtır. Yine de kadere rıza gösterip sabır ve tahammülle daima irfan sahipleri, bilgin, faziletli, akıllı ve olgun kişilerden insanları toplayıp ziyafet verir, yenip içilir, zevk ve sefa sürerlerdi. Ne çare ki, bu toplantılarda her zaman bir kişi iyi bir evladını överek "Allah korusun" derdi. O zaman kafasındaki fikirleri ile şeytanın vesvesesi bir araya gelip aklını başından alan durum mey-dana gelir. Lânetli şeytan, evlat fikrini onların kalplerine sokup işin sonunda malının ve servetinin sahipsiz kalacağı yolundaki fikirlerle dol-durup, kulluk yolundan çıkarıp aşağılık hâlde şaşkın duruma düşürüyordu.

 

Fakir, Ebu Celhe'den habersiz bir gün zikredilen boş lâflardan dolayı akılsızca; düşüncelerini ve aklını gaflet diyarından tarafa kaçırarak bakın görün ve hayal ne fikirlere dalmış:

 

— Ey dil-i qafil, sen hemişe bele cemiyyet-i üqelaler ile ruzigar keçirüb. Meğer senin heç ölüm xeyalına gelmeyüb ki, senden sonra senin bu dövlet malın varisler teşerrüfünde ne qilüqal ve ne edavet ile teqsim gerek ola. Ayine-yi qelbi gerd-i qübar fikrden tarik ve serbülendi kemed-i hiyle-yi şeytan ile tefekkür denizine batub, binehayet qemgin ve perişanhal olub durardular.

 

Oların qövmeqreba ve dost müsahibleri birbiri ilen ehd-i sert ve iqrar-i möhkem qıldılar, bun-dan gerü bunların meclislerinde mütleqa neql ve söhbet-i övlad etmiyeler. Nehayet, bunların seherden dişxarü Çerxi bağlan arasında bir bağ-i dil-güşaları var idi. Her cins tüyur-i qeribeden zeman-i sefer olan veqt qeribe vilayetlerden güne-güne quşlar getirüb ol bağ-i dilgüşa içinde qoymuşdu. Her biri bir teriq öz me'budin yad edib oxurdular.

 

Bir gün mövsüm-i bahardur. Bir çadır gön-derüb ol bağ içinde tiküb, özü ve herem-i möh-teremi qul-qerabaş ile çıxub ve tamam dost-i qedimilerine adam gönderib:

 

— Bu gün bağa teşrif getürün, teklif-i ziyafet qılmışam gerek gelesiz.

 

Cümlesi baş üste deyüb, temamen cem olub, sohbet ede ede gelüb bağ içre daxil olub, Sövdager'e salam verüb, egleşdiler. Ta ki, yemek ve içmekden fariğ olub, elhemdillah deyüb, süfre götürüldü. Sövdager aftabe isteyüb, teharet içün bağın bir kenarına gedüb, teharet qılarken gördi tuti quşları birbirleri ile danışub, suali edeller. O tuti ki, meqam-i söhbetde bize ustad-i nerm kimi meqam-i ixtilat ve sohbeti bize te'lim ederdi ve o bu gün heç görünmez, aya oha ne vaqe olub, bilen var ise desün?

Biri dedi;

 

— Beli, men bilürem Dediler:

 

— Nece? Dedi:

 

— Ounun dört oğlu var idi. Birini, bu gün bir mürğ-i şikargir duçar olub, çengal-i xunrize gö- türüb, özüne azuqe qılubdur. Pes qüsse ve qem-i övladden özin bir mexfi ve qaranluq yere çeküb, libas-i matem geyüb, dost müsahib sohbetinden kenare olub, gece ve gündüz feryad, ah u nale ve zare meşguldür...

 

Biçare Sövdager, rnükalime-yi tüyur-i qeyr-i natiqden sermest-i bade-yi qem ve cüre'nuş-i enduh ve elem olub eqli başdan zayii ve özü özinden qafil olub, dedi ki, ey ehmeq dünyaperest, sen mal-i dünyaya meğrur ve firifte olub bir quşca fehm-ferasetin ve zehn-i zekavetin olmaya ki...

 

— Ey gafil gönül! Sen daima böyle akıllı kişilerle toplantı hâlinde zaman geçirdin. Ölüm senin hiç aklına gelmiyor, senin bu devlet ve servetin senden sonra varislerinin tasarrufunda hangi dedikodu düşmanlıklarla taksim edilecek? Kalbinin aynası, gam ve üzüntü düşüncesine dalmış ve yüksek başı şeytanın hile kemendiyle düşünce denizine batmış, sonsuz gamlı ve perişan bir hâlde idi.

 

Onların kavim, akraba, eş ve dostları " bundan sonra bu toplantılarda kesin olarak çocuk sözü ve sohbeti yapılmayacak" diye birbirleriyle anlaşıp sözleştiler. Bunların şehir dışında Cerhi Bağları arasında gönül ferahlatan bir bağları vardı. Sefer zamanlarında acayip ülkelerden her cins garip kuşlardan günlerce çeşitli kuşlar getirtip o gönül ferahlatan bağa koymuştu. Her biri bir şekilde, kendi sevgililerini hatırlayıp öterlerdi.

 

Bahar mevsiminde bir gün bir çadır gönderip bağa diktirerek kendisi ve muhterem hanımı hizmetçi ve köleleriyle birlikte gitti. Bütün eski dostlarına da haber göndererek:

 

— Bugün bağı şereflendirin, ziyafete davet edi yorum, gelmeniz gerekir, dedi.

 

Hepsi "başüstüne" diyerek hep birlikte sohbet ede ede bağa girip Sevdakâr'a selam verek geldiler. Yeme içme kısmı bitip "elhamdülillah" dendi ve sofra kaldırıldı. Sevdakâr, su kabı isteyerek taharet için bağın bir kenarına gidip taharet ederken papağanların birbirleriyle konuştuklarını görür. Paganın biri sohbet sırasında "Bize lâtiflik, yumuşaklık ustası olarak sohbet ve görüşme makamını öğretti. O gün bu gün hiç görünmüyor, acaba ona ne oldu, bilen varsa söylesin" dedi.

 

Papağanlardan biri:

 

— Evet, ben bilirim, dedi. Diğerleri:

 

— Nasıl? dediler. Papağan dedi:

 

— Onun dört oğlu vardı. Birini bu gün bir avcı kuş yakalamış, kan döken gagasıyla götürüp kendine azık etmiş. İşte bu evlat üzüntüsünden ve kederinden kendim gizli ve karanlık bir yere atmış, matem elbiseleri giymiş, eş dost sohbetinden çekilmiş, gece gündüz âh, feryat ve ağlamayla meşguldür.

 

Zavallı Sevdakâr, konuşan diğer kuşların sözlerinden üzüntü badesiyle sarhoş ve dert içkisinden içtiği bir damla ile kederlenip aklı başından gider oldu. Kendi kendini bilmeyerek "Ey ahmak dünyaperest! Zekâ ve anlayışın olmamalı ki...

 

Her yerde müjdeciler yügürüb Sövdager'e ve onun arvadına ki, oğlunuz durub, qarı ilen dava eder ve danışmaqdadur. Her ikisi şükryari ede ede oğlan terefine te'cil ile gelüb gördüler ki, oğlan mest-i xuraman qarıya deyer:

 

— Qarı-yi birehm, menim sazımı bir mene ver, gör ne deyerem.

 

Qarı sazı eline verüb, oğlan sermest sermest sazına zinet verüb, qanya deyerdi:

— Ey qarı bir qulaq as.

Sövdager ve övreti şükr-i ilahi deye deye tamaşa ederdüler. Dedi oğlan:

 

Ey bimürivvet, ey biinsaf, biiman

Nece qıydın, mene sepdin gül, yeri,

Sövdager Saleh'in, Zöhre Xanım'ın

Ümmid geleceyi menem, bir, yeri.

 

Qarı, derdim demek müşkil olubdur

Eşq atası ixtiyarım alubdur,

Bir melek suretlü derde salubdur

Axır dü çeşmimden indi sel, yeri.

 

Qarı dedi:

— Ey oğul, meni qınama ve mürexxes eyle, menle bir nece keline danışam.

Dedi:

- Qarmene, de.

Dedi qarı:

 

Oğul, doğru her ne desen layiqdür,

Bağışla teqsirim indi sen barı,

Senin tek cavana kim qıyar bu gün,

Sole, derdin bilim, indi men barı.

 

Bu sözünden indi xoşhal oluram,

Başına dönerem, derdin aluram.

Men bele derdlere derman bilürem,

Çün dünya görmüşem sen inan barı.

 

Dedi Şehriyar:

 

Qarı, derdim artar saatda, günde

Bele derde derman heç olmaz sende.

Çox uzaq diyara gederem men de,

Atam anam, ağlar aylar, il, yeri.

 

Dedi qarı:

 

Oğlan, gel el götür bu xeyallardan,

Qurtar öz başını qil ü qallardan,

Getdiyin Ölkeden, o diyarlardan,

Heq içün bir nişan söyle, sen barı.

 

Her taraftan müjdeciler gidip Sevdakâr ile hanımına "oğlunuz kalkmış, bir kadınla tartışıp konuşmaktadır" dediler. Her ikisi de şükür ederek oğlanın yanma aceleyle gelip göndüler ki, oğlan sarhoşlukla salınarak kadına şöyle diyor:

 

— Ey acımasız kadın! Sazımı bana bir ver, gör ki neler derim?

 

Kadın, sazı eline verdi. Oğlan sarhoş sarhoş sazına akort verip kadına şöyle diyordu:

 

— Ey kadın, bir kere dinle!

 

Sevdakâr ve hanımı Allah'a şükür ederek seyrediyorlardı. Oğlan dedi:

 

Ey insaniyetsiz, ey insafsız ve imansız!

Bana nasıl kıyıp gül serptin?

Ben Sevdakâr Salih ile Zühre'nin

Tek ümidi ve geleceğiyim.

 

Ey Kadın! Demek ki, derdim zordur, çetindir.

Aşk ateşi karar verme gücümü almıştır.

Beni bir melek yüzlü dertlere salmıştır.

Şimdi iki gözümden seller akıp yürüyor.

 

Kadın dedi:

 

— Ey oğul! Beni kınama, izin ver, ben de bir kaç söz söyleyeyim.

Dedi:

— Kadın nine, söyle! Kadın dedi:

 

Ey oğul! Her ne demişsen doğru ve uygundur.

Şimdi sen bari benim kusurumu bağışla.

Senin gibi bir gence bugün kim kıyar?

Derdini söyle de, ben bari bileyim.

 

Şimdi bu sözünden hoşnut olurum.

Basma dönerim, derdini alırım.

Ben böyle dertlerin dermanını bilirim.

Çünkü dünyanın hâlini görmüşüm, sen bari inan.

 

Şehriyar dedi:

 

Kadın; her gün, her saat derdim artar.

Böyle derde sende hiç bir derman bulunmaz.

Ben de çok uzak ülkelere giderim.

Atam anam aylarca yıllarca ağlar, yürü.

 

Kadın dedi:

 

Oğlan! Gel bu hayalleri bırak.

Kafanı bu dedikodulardan, boş sözlerden kurtar.

Allah için gittiğin o ülkelerden

Diyarlardan bir işaret bari söyle.

 

Dedi Şehriyar:

 

Yareb, canan meni yada sala mı,

Arturubdur menim ah ü nalemi.

Bülbül feryad eyler, yaxar alemi.

Eğer görse, bağda yoxdi gül, yeri.

 

Dedi qarı:

 

Qarı nene bilmez indi neylesün,

Demezsen derdini, derman eylesün

Gönderekbir qasid, gedüb söylesün

Eğer desen yarın olan diyarı

 

Dedi Şehriyar:

 

Şehriyaram, gece gündüz ağlaram,

Sinem üstün çalın çarpaz dağlaram.

Bir derdim var canda gizli saxlaram,

Ta Loğman'a bir yetişe el yeri.

 

Dedi qarı:

 

Fatma qarı bu gün dua eylesün,

Bu hüzzar meclis cümle amin desün.

Şahlar şahı muradına yetürsün,

Metleb tapub xoşhal göresen yarı.

 

Şehriyar dedi:

 

Ya Rab! Acaba sevgilim beni hatırlar mı?

O benim ağlayışımı, inleyişimi artırmaktadır.

Bülbül bile bağda gül yeri olmadığım görse

Feryat edip alemi yakar.

 

Kadın dedi:

 

Kadın nine şimdi ne yapacağını bilemez.

Eğer sen derdini söylemezsen, o nasıl derman bulsun.

Eğer sevgilinin olduğu ülkeyi söylersen

Bir haberci gönderelim de gidip söylesin.

 

Şehriyar dedi:

 

Şehriyar'ım, gece gündüz ağlarım.

Göğsümün üstünü çaprazlamasına dağlarım.

Ruhumda bir gizli derdim vardır, saklarım

Ki el yeri ta Lokman Hekim'e kadar ulaşsın.

 

Kadın dedi:

 

Fatma Kadın bugün dua etsin.

Bu mecliste bulunanlar da "amin" desin.

Eğer sevgilinin yerini bulup onu mutlu görürsen

Şahlar şahı(*) muradına erdirsin.

 

 

Andan sonra qarı durub atasına ve anasına:

 

— Gözünüz aydın, deyüp ve oğlana üzrxahlüq. dileyib geri durdu.

 

Anası gelüb oğlunun boynunudan qucaqlayub dedi:

 

— Ey gözümün nuri, elhemdillah ki, seni men bu hal ile gördüm. İndi eğer bu vilayetin beyzade ve xanzedeleri olsa isterem, ve mal dövletimizi bu uğurda qoyub seni serefraz ederem. Oğlan cavab vermeyüb kiridi.

 

Şirin dillerine qurban olayım, Bir de bu derd buldu harada seni? Bade içen cefa görüb, ah çeker, Axır Heq yetürür murada seni.

 

Dedi Şehriyar:

Yatmışdım üstüme geldi erenler, Bir cam verüb saldı bu hale meni. Ne derd bildi, ne dermanım eledi. Niye nisbet verdü bu hala meni.

 

Anası bir de ve bir de tekrar yalvarub xeber aldı, bir şey demedi. Anası bildi ki, bu eşq elametidür. Saçın saz edib dedi:

 

Bundan sonra kadın kalkıp oğlanın anasına ve babasına:

 

— Gözünüz aydın, deyip oğlandan özür di leyerek geri durdu.

 

Annesi gelip oğlunu kucaklayıp dedi:

 

— Ey gözümün nuru, Allah'a şükür olsun ki, ben seni bu hâlinle de gördüm. Şimdi eğer bu vilayetin beyzade ve hanzadeleri olsa ve malımızı devletimizi bu uğurda terk edip seni yücelteyim. Oğlan cevap vermeyip sustu.

 

Tatlı dillerine kurban olayım. Bu dert nerede buldu seni? İçki içen cefa görüp âh çeker. Sonunda Allah seni muradına erdirir.

 

Şehriyar dedi:

Yatmıştım, ermişler üstüme geldi. Bir bade vererek beni bu hâle koydu. Ne dert bildi, ne de derman eyledi. Beni bu hâle hangi ölçüye göre koydu?

 

Annesi defalarca yalvarıp sordu, oğlan bir şey demedi. Annesi bunun aşk alâmeti olduğunu anladı. Saçlarını saza benzeterek söyledi.

 

Dedi Zöhre:

Ver bir xeber doğru hal-ehvalmdan,

Düşdigin sevdadan qil ü qalmdan,

Bütünün terefden, öz xeyalmdan,

Eyleyek bir tedbir arada seni.

 

Dedi Şehriyar:

Ne cünımam, ne divane, ne deli,

Bir Leyla'dan ötrü Mecnun misali,

Atam-anam, etme qeyri xeyali,

Sevda yetirübdürbu hala meni.

 

Dedi Zöhre:

Çox görmişem bade içüb mest olan:

Zövq-i canan feryad edüb xest olan,

Pervanetek eşq oduna dost olan,

Sebr et, derman edem burada seni

 

Dedi Şehriyar:

Çünki menim fikrim yar xeyalıdur,

Kimi cünun deyer, kimi delidür.

Dadxahım şahlar şahı Eli'dür,

Qoymaz qüsse çekem, bu hala meni.

 

Dedi Zöhre:

Aşiq gerek eşq oduna dayana,

Çox feryad etmeye bu yan, o yana,

Can qurban et, sene canın qıyana,

Tecrübe edeller orada seni.

 

Dedi Şehriyar:

Lale xoş açılur bahar çağında,

Bülbül güle qarşı öter bağında,

Mecnun sergerdandı Leyla dağında,

Görse yazuq deyer bu hala meni.

 

Dedi Zöhre:

Men Zöhre'yem, perişanam, ağlaram,

Sinem üstün çahn-çarpaz dağlaram,

Açaram gülgezim, siyah bağlaram,

Eğer ki, görmesem serade seni,

 

Dedi Şehriyar:

Şehriyar'am, sinem eşqe dolubdur,

Çün bütanı var, gözi yolda qalıbdur.

Bade veren sağer özü salıbdur,

Kimse salmayıbdur bu hala meni.

 

Zühre dedi:

Durumundan, düştüğün sevdadan, dedikodundan, sevgilinin ülkesinden, kendi hayalindekinden doğru bir haber ver de senin derdine bir tedbir alalım.

 

Şehriyar dedi:

Bir Leyla'dan dolayı Mecnun gibi ne çılgınım, ne deliyim, ne de divaneyim. Ey anam, ey babam! Başka hayali aklınıza getirmeyin. Beni bu hâle sevda düşürmüştür.

 

Zühre dedi:

İçki içip sarhoş olanı, sevgili zevkiyle feryat ederek hasta olanı, pervane gibi aşk ateşine dost olanı çok gördüm. Sabırlı ol, sana da burada bir derman bulayım.

 

Şehriyar dedi:

Benim fikrim, sevgilinin hayali olduğu için bana kimisi çılgın, kimisi de deli der. Yardım istediğim, şahlar şahı Hz. Ali'dir. O da beni dert çekecek hâllerde bırakmaz.

 

Zühre dedi:

Âşık; aşk ateşine dayanmalı, o yana bu yana çok feryat etmemelidir. Canına kı-yana sen can kurban et, orada seni sınarlar.

 

Şehriyar dedi:

Bahar mevsiminde lâleler hoş şekilde açılır; bülbül bağda güle karşı öter. Mecnun, Leylâ dağında bunalmıştı. O beni bu hâlde görse "yazık" derdi.

 

Zühre dedi:

Ben Zühre'yim, perişan vaziyetteyim, ağlarım. Göğsümün üstünü çapraz şekilde dağlarım. Eğer sarayda seni görmezsem mor elbiseleri çıkarır, karalar bağlarım.

 

Şehriyar dedi:

Ben Şehriyar'ım, göğsüm aşkla doludur. Mademki, rüyada gördüğüm sevgilim vardır ve gözleri yolda kalmıştır. Beni bu hâle kadehle içki verenin kendisinden başka kimse koymamıştır.

 

Andan sonra Zöhre Xanım fikre düşüb ki, bar-i Xuda'ya, menim ömrüm intehaye yetişüb. Ancaq bir oğul tapmışam, o da bir bele sövdaye düşüb, ban butası yavıq yerde ola. Ne qeder dövlet lazımdur, mesref edem, onu serefraz qılam. Amma Xuda nakerde uzaq yerde ola, el yetişmeye. Eşq atası yaman beladur ki, heç vechle sakit olmaz ve dermanını kimse bilmez. Sövda-yi eşq onu bibdiyar qıla ve terk-i xaniman olub, qürbete düşe ve her yerde bir belaya duçar olub, Allah bilür bir de sağ-salamat görem ya görmeyem. Oğlan dedi:

 

— Ey ana-yi mehriban, südünü mene halal eyle ve meni yola sal ki, iş fikirden ötübdür.

 

Bu halda xeber apardılar ki, ey SÖvdager, oğlun anası ile halallaşub getmek tedarikindedür. Biçare qalxub bitab-i taqet oğlunun yanma gelib dedi:

— Ey oğul, gel ayruluq dağın menim sineme çekme. Sen mene möhlet ver, men bu emre bir meş veret edim. Eğer bir iş sene müşkil gelür ise Allah is tese, asan olur. Ben-i Adem cümle teme' ehlidür, eğer padşah ve eğer edna. Elhemdillah ol qeder mal dövletimiz var, tamam senin uğrunda mesref edüb seni xoşhal ederem ve ya bu uğurda ölürem ve bir de ki, bize me'lum olur ki, senin bütan Cahangir Xan'm qızıdur ve Cahangir Xan'm da menim ile şef- qeti çoxdur. Bir terefden şefqet ve bir terefden her ne qeder mal dövlet. Her suret ile odur ise inşallah Allah Teala senin metlebini yerme yetürem, sen fikir çekme.

 

Oğlan dedi:

— Ey ata-yi mehriban, herçend Heqq Teala oğul- Övlad haresinde möhkem emrler buyurubdur, men senin sözünden çıxsam naesil oluram. Eğer senin qerezin budur; meni bir tövr ile bir nece vaqt saxlayasan, ta men belke bu uğurdan usanıram. Amma qorxuram o qeder edersen ki, meni ateş-i hicran viran eleye, elden düşerem. Sonra peşiman olursan.

 

Dedi Sövdaqer:

 

— Ey oğul, heç kes mülkünü viran istemez. Ne ki, öz oğlunu yalan ve'de ile saxlayub axır xarab ede, bu olmaz, xatircem. Her ne var-yoxum var ise bu uğurda qoymuşam. Sen öz yar-yoldaşm ile yarının heves-i eşqine rüzigarm sohbet ve ixtilat qılub, meni gözde. İnşallah heyat baqi olsa, tezlik ile ya bu işi emele getürderem, ya bu seferde ölerem. Çünki, bu qeder danışmaq güftgü olub, oğlanın qalmağı binalanmadı. SÖvdegar sefer tedarikine düşüb her ne lazım idi tamam edüb gelüb oğlunun yanma qol boynuna salub, yüzünden ve gözlerinden öpüb dedi:

 

— Oğul, Allah emaneti olasan ve bica yere anana çox qem çekdirmeyesen. Men gederem, indi sizi Allah Teala saxlasun, gederem ve müneqqeş sazı eline alub oğluna nesihet meqaminde gör ne dedi:

 

 

Ondan sonra Zühre Hanım, "Allah'a şükür, benim ömrüm bitiyor. Ancak bir oğul bulmuşum, şimdi o da böyle bir sevdaya düşmüş. Bari sevgilisi yakın bir yerde olsa. Ama Allah saklasın, uzak yerde olup elimiz erişmezse, aşk ateşi yaman belâdır ki hiç bir şekilde sakinleşmez ve dermanını da kimse bilemez. Aşkı, sevdası onun aklını ba-şından alır ve yuvasını terkedip gurbete düşer ve her yerde bir belâya düşer. Allah bilir, bir daha onu sağ-selamet ya görürüm, ya da görmem" diye fikirlere daldı.

 

Oğlan dedi:

— Ey sevgili ana! Bana sütünü helâl et ve beni yoluma bırak, çünkü iş işten geçti.

 

Bu durumda iken babasına haber verdiler: "Ey Sevdakâr! Oğlun annesiyle helalleşip gitmek için hazırlanmaktadır." Biçare baba, kalkıp takatsiz şekilde oğlunun yanma geldi ve dedi:

 

— Ey oğul! Gel, benim sinemi ayrılık yarasıyla dağlama. Bana mühlet ver, bu durumu bir düşüneyim. Eğer bir iş sana zor gelirse, Allah isterse kolay olur. İster padişah, isterse değersiz kişiler olsun, bütün insanlık aç gözlüdür. Allah'a hamd olsun ki, o kadar mal ve devletimiz var, hepsini senin uğrunda harcayıp seni hoşnut ederim veya bu uğurda ölürüm. Bir de, bizim bildiğimize göre senin sevgilin Cihangir Han'ın kızıdır ve bizim de Cihangir Han'la dostluğumuz vardır. Bir tarafta bu dostluk, diğer tarafta ise ne kadar istersen mal ve devlet var. Hangi şekilde olursa, sen üzülme. Allah'ın izniyle senin isteğini yerine getiririm.

 

Oğlan dedi:

— Ey sevgili baba! Hak Taala oğul evlat konusunda sağlam emirler buyurmuştur ve ben senin sözünden çıkarsam aslımı inkâr etmiş olurum. Eğer senin isteğin buysa beni bu tavırla bir müddet tutabilirsin. Ancak o zaman da beni ayrılık ateşi viran eder, perişan olurum. Sonra sen pişman olursun.

Sevdakâr dedi:

 

— Ey oğul, hiç kimse mülkünün viran olmasını istemez. Ancak kendi oğlunu yalan vaat ile ya nında tutup sonunda harap ederse, elbette bu da olmaz. Neyim var, neyim yoksa hepsini bu uğura koymuşum. Sen kendi dost ve yoldaşlarınla sevgilinin aşk hevesi zamanını sohbet ve görüşmeyle geçir ve beni bekle. İnşallah, sağ olursak, aceleyle bu işi hallederim veya bu yolculukta ölürüm. Bu kadar konuşmak dedikodu hâline gelip oğlanın daha fazla kalmak içinden gelmedi. Sevdakâr, sefer hazırlığına başlayıp her ne lazımsa tamamlayıp oğlunun yanma gelerek kucakladı, yüzünden gözlerinden öpüp dedi:

 

— Oğul! Allah'a emanet ol ve boş yere anana üzüntü çektirme. Ben gidiyorum, Allah sizi korusun. Babası, nakışlı sazını eline alıp oğluna nasihat olarak görün neler dedi:

 

 

Dedi Sövdegar:

Sen eyş ü işrete, oğul,

Men gederem, yarın sarı;

İnşallah getürürem,

Fürset verse Qadir Tan.

 

Dedi Şehriyar:

Çün cefa çeküb gedersen,

Her veqt görsen o dildarı,

Sole halı perişandur,

Aşiq-i bikes-i zari.

 

Dedi Sövdager:

Derd-i dilini sölerem,

Tamam xeberder eylerem.

Gör ki, men ne iş qılaram,

Artux şövqe salam yarı.

 

Dedi Şehriyar:

Onun şövqi ezelden var,

Eleye bilmeyüb izhar,

Eğer olursa xeberdar,

Müjde verür sene yan.

 

Dedi Sövdager:

Atası ölke hakimi,

Her yere işleyer hökmi,

İndi bildüm senin kimi,

O da eşq ehlidür bari.

 

Dedi Şehriyar:

Pir elinden içüb bade,

Ol dexi menden ziyade.

İntizar çeker dünyade,

Yanar oda yox qeran.

 

DediSövdager:

Çün iki sevgi bir işde,

Dexi qalmanam teşvişde.

Heq qoyarsa, yaz-qışda,

Bağlamışam sefer yarı.

 

Dedi Şehriyar:

Seferin mübarek olsun,

Müddean eline gelsin.

Ger senden işare olsun,

Ozi gelür sene sarı.

 

Dedi Sövdager:

Sövdager'em, çoxdur varım,

Gece-gündüz intizarım,

Fikr etme, ey Şehriyarım,

Men getürem Senuberi.

 

Dedi Şehriyar:

Bağlarda öten bülbüldür,

Şehriyar'ın fikri budur.

Onun müddeası güldür.

Göre o gül gülizari.

 

Sevdakâr dedi:

Oğul, sen eğlence ve yeme içmeye bak. Ben sevgilinin tarafına gidiyorum. Kadir Tanrı fırsat verirse inşallah sevgilini getiririm.

 

Şehriyar dedi:

Madem cefa çekip gidiyorsun o sevgiliyi ne zaman görürsen" ağlayıpsız layan kimsesiz âşıkının hâlinin perişan olduğunu" söyle.

 

Sevdakâr dedi:

Gönül derdini söylerim, tamamen haberdar ederim. Ancak gör ki, ben ne işler yapıp sevgiliyi fazla arzulu hâle getiririm.

 

Şehriyar dedi:

Onun arzusu ezelden beri vardır, ancak gösterememektedir. Eğer haberdar olursa sana müjde verir.

 

Sevdakâr dedi:

Babası ülkenin hakimidir ve her yerde hükmü geçer. Şimdi bildim, o da senin gibi aşk ehlidir.

 

Şehriyar dedi:

O da benden çok pir elinden bade içmiştir. Dünyada ayrılık çekmektedir, ateşle yan-maktadır ve karar verme gücü kalmamıştır.

 

Sevdakâr dedi:

Madem iki sevgi bir kalptedir, ben daha karmakarışık düşüncelerde kalmam. Allah izin verirse yazda kışta sefere çıkarım.

 

Şehriyar dedi:

Seferin mübarek olsun. İsteğine ulaşasın. Eğer senden bir işaret gelirse kendisi sen-den tarafa gelir.

 

Sevdakâr dedi:

Sevdakâr'ım, servetim çoktur. Gece-gündüz beklerim. Ey Şehriyar'ım, sen dert etme, ben Senuber'i getiririm.

 

Şehriyar dedi:

Bağlarda öten bülbüldür. Şehriyar'ın fikri budur: Onun istediği güldür, o gül de gül bahçesini görsün.