Melik Bey Avcı (XVII. Yüzyıl)


Melik Bey Avcı adlı kabiliyetli şairin hayatı ve sanatı hakkında bugüne kadar bir bilgi ulaşmamıştır. Şairin şiirlerinden örnekleri ilk olarak A. Caferoğlu 1933 yılında ortaya çıkararak "Azer-baycan Yurt Bilgisi Tetkikleri" nde yayımlamıştır.

 

A. Caferoğlu, şairin bu şiirlerini Berlin'de bulunan "Gencine" adlı bir el yazmasından aktarmıştır. Bu yazmada Melik Bey'den başka Fuzûlî, Hatâyı, Nevâî ve bazı başka şairlerin divanlarından da örnekler vardır.

 

Melik Bey Avcı, XVII yüzyılda Şah Süleyman Safevî zamanında yaşamıştır. "Sühuf-i İbrahim" tezkiresinde onun hakkında verilen bilgiler çok değerlidir. Şairin şiirlerinden örnekler bulunan "Gencine" adlı elyazması eser de Şah Süleyman'ın tahta çıkışına ithaf edilmiştir. Bu el yazmasının kâtibi İbrahim Kazvinî de saray kâtibi olarak ödüllendirilmiştir.

 

"Gencine" ve Melik Bey hakkında Avrupalı Türkologlardan ilk olarak Rediger ve Perç bilgi vermişlerdir. Şairin şiirlerinin toplu olarak verildiği bu 603 sayfalık eserde geniş bir önsöz de yer almaktadır.

 

Melik Bey, mahlasını bir şiirinde bildirirse de onun hakkında başka kayıt ve bilgilere rastlayamıyoruz. Şairin elde bulunan 372 beyitlik şiirleri, onun şairlik yeteneği hakkında gerekli ipuçlarını vermektedir. Bu şiirlerde Fuzûlî ve Nevâî tesirleri ön plânda görülmektedir. O, halk deyimlerini de şiirlerinde çekinmeden kullanmıştır.


Qazel-1

Eşq âdabında can vermek durur serti edeb,

Dilesen bu şertile et yârden hüsnü teleb.

Aşk adabında edep şartı can vermektir. Sen de bu şartla sevgiliden güzellik isteyebilirsin.

 

Çerx-i pür alış bir dexi füsûs ilen çalur,

Qızdırr bu növ her gün bezmi endûh ü tereb.

Ateş dolu felek, bir daha "eyvah, yazık" diyerek çalar. Neşe ve keder, böylece her gün meclisi kızdırır.

 

Qalma pür nehsi bal ü gerdeni merdânedir,

Ketxudâlıq serti dünyâ üzre eqdur ü azeb.

Uğursuzluk dolu olarak kalma, kolu ve gerdanı yiğitçedir. Dünya üzerinde kethüdalık şartı asker ve kuvvettir.

 

Bî sebeb çekdim sebeblerden besi azarlar,

İsterim qeti teellüq her sebebden, yâ sebeb,

Sebepsiz yere sebeplerden çok üzüntü çektim. Ey sebep! Her sebepten kesin bir ilgi isterim.

 

Geceler ez bes benefş ahunla bîmardur tenim,

Qifl ya zencir eder axır beni sevdâ-yi şeb,

Geceleri vücudum mor menekşe gibi âhımla hastadır. Bu gece sevdası, sonunda beni ya ip, ya da zincirle bağlı deli eder.

 

Ne Nevâî, ne Fuzûlî, ne Melik, ne âdemem,

Ben de saham Melik adlu, ne kenit ü ne leqeb.

Ben ne Nevâî, ne Fuzûlî, ne Melik, ne de herhangi bir kişiyim. Ben de Melik adlı bir şahım. Benim başka bir isme ihtiyacım yok.


Qazel-2

Beni el ağzına efsâne qılan derd midür?

Xansı derdimi söleyim derdilem terd midür?

Beni elin ağzında efsane kılan dert midir? Hangi derdimi söyleyeyim, söylemekle dertten kurtulabilir miyim?

 

Qış günü xeste tenim isti temuz içre yanar,

Qizdıran bele ben-i zarı demi serd midür.

Hasta vücudum kış günü, sıcak temmuzda gibi yanar. Beni böyle ağlatıp kızdıran, yakan soğuk mevsim midir?

 

Gelür ol zülfü perişan mû bu miskin başına,

Rehgüzânnda gözüm sürmesi, ya gerd midür?

O dağınık saçlı sevgili, bu miskinin basma gelir. Gözümün sürmesi, sevgilinin geçtiği yolda bir toz zerreciği midir?

 

Ne göz ü qaş ü iti gemze vü keskin müyedir,

Ne od ü dây ü qılıc, sohbeti nâverd midür?

Bu ne göz, kaş, keskin gamze ve kirpiktir? Bu ne ateş, at ve kılıç? Sevgilinin sohbeti savaş mıdır? 

 

İti misrî qılıcı n'ola ki, pes tutmuş ola,

Âdemin cövherini tanımıyan merd midir?

Keskin mısrî kılıcı tutmuş olsa ne olur? İnsanın değerini bilmeyen mert mi sayılır?

 

Neqşi yanmış felek-i sufle ne yaqdun

Meliki, Bîmürüvvet nece qem şeşderi bu nerd midür?

Ey Melik! Bu resmi yanmış alçak feleğe ne yak-tın? Bu nasıl insaniyetsiz gam altı kapısı? Oynadığımız tavla mıdır?


Qazel-3

Başımda şür eden sevda mıdur, ya dağda daş oynar,

Bu kühsâr üzre odlu laledür, ya qanlu baş oynar.

Başımda deprenen sevdam, sanki dağda taşın oynaması gibidir. Bu dağın üzerindeki ateşli lâle, sanki kanlı başın oynaması gibidir.

 

Ne hicran ü vüsâlın bildim, ancaq munca bildim kim

Gönülde oynıqaç yâdın gözümden qanlu yaş oynar.

Ne ayrılık, ne de kavuşma gördüm. Ancak hatıran gönlüme geldikçe gözümden yaşlar geldiğini bildim.

 

Bana dünyâ işiçün se'y etmek türfe müşküldür,

Ve qer ne kamı olmış gönlüm içre çox telaş oynar,

Dünya işleri için çalışmak bana kaçınılacak derecede zordur. Çünkü, hiç mutluluk olmamış gönlümün içinde çok telaş, meşguliyet vardır.

 

Xeyâlın gönlüm ilen eyle qızmış qem busatmda

Ki, dördümcü sipehr üzre Mesih ilen quyaş oynar.

Hayalin gönlüm ile üzüntü yaygısında öyle kızmış ki, sanki göğün dördüncü katında Mesih (Hz. İsa) güneşle oynar.

 

Selâmat bu aradan can aparmaq doğrusu müşkül,

Bir ucdan eğri şemşir, bir ucdan eğri qaş oynar...

Bu aradan canı sağ selâmet kurtarmak, doğrusu çok güçtür. Çünkü bir taratan eğri kılıç, diğer taraftan ise eğri kaş oynar.

 

Semender tek güyerse cismimi vermez gülüm bade,

Melik, eşq ateşi oynarsa canımla yavaş oynar.

Vücudum semender (ateşte yaşadığına inanılan masal hayvanı) gibi yansa da gülüm bade ver-mez. Ey Melik! Aşk ateşi canımla oynarsa yavaş yavaş oynar.