Molla Penah Vakıf (Salahlı, 1717-Şuşa-1797)

XVIII. yüzyıl Azerbaycan Edebiyatının en güçlü temsilcisi Molla Penah Vakıftır. Vakıf, 1717 yılında Kazak vilayetinin Gırag Salahh köyünde dünyaya gelmiştir. 1759 yılında Gürcistan sınırında meydana gelen karışıklıklardan sonra birçok aile Kazak'ı terk etmiş, köyler boşalmıştır. Vakıf, ailesiyle birlikte geldiği Terterbasar'da ve Şuşa'da özel okullarda ders verir. Bir süre sonra Karabağ hanı İbrahim Han, Vakıfı sarayına davet eder.

 

Molla Penah Vakıf, ömrünün sonuna kadar bu sarayda kalmıştır. 1795 yılında Azerbaycan'ın Gacar soyundan olan Aga Mehemmed Şah Gacar, Karabağ hanının Rusya'ya meyletmesinden rahatsız olarak oraya hücum eder. Vakıf, Şuşa şehrinin savunmasında da aktif olarak bulunur.

 

Gacar, 1797 yılında ikinci defa saldırınca Vakıf yakalanıp zindana atılır, İbrahim Han ise kaçar. Bu sırada Gacar gece yatağında öldürülünce Vakıf da kurtulur. Ancak bu durum çok sürmez ve İbrahim Han'ın kardeşinin oğlu Mehemmed Bey Cavanşir, Vakıfı oğlu Aliağa ile birlikte feci şekilde öldürtür.

 

Vakıf, Azerbaycan şiir tarihinde güzellik ve sevgi şairi olarak kabul edilir. Onun gerçekçi ve halkın duygularını anlatan şiirleri dil, üslûp ve estetik açıdan da güzel ve yenidir. Vâkıfın "Bak" ve "Görmedim" adlı şiirleri ise Orta Çağ Azerbaycan Edebiyatının en değerli örnekleridir.

 

Molla Penah Vakıfın şiirleri defalarca yayımlanmış ve hakkında birçok makale ile eserler yazılmıştır.


Şiir-1

 

Bir endamı nesrin, dodağı qönce,

Bir qameti gülbün yara aşiqem.

Olsa yüz üzü gül, girmez eynime,

Men ancaq bir gül'üzara aşiqem.

Vücudu yaban gülü gibi, dudağı gonca gibi, boyu gülfidanı gibi olan sevgiliye aşığım. Yüz tane gül yüzlü olsa da, gözümde yoktur. Ben ancak bir gül yanaklıya aşığım.

 

Geceler sübhe dek eylerem nale,

Hergiz düşmez könlüm özge xeyale.

Bir gerdeni mina, ağzı piyale,

Bir lehçesi şirinkara aşiqem.

Geceleri sabaha kadar inlerim. Gönlüm hiçbir zaman başka hayale düşmez. Ben gerdanı billur gibi, ağzı kadehe benzer, dili tatlı bir güzele aşığım.

 

Bir buxağı turunç, sinesi meydan,

Bir sözü cevahir, mirvari dendan,

Bir maral baxışlı, kirpiyi peykan,

Bir qaşları zülfüqara aşiqem.

Ben çenesinin altı turunca, sinesi meydana, sözü inci mercana, ağzı inciye, bakışı ceylana, kirpiği oka ve kaşları ise zülfikâra (Hz. Ali'nin kılıcına) benzeyen bir güzele aşığım.

 

Bir gülende leblerinden bal axan,

Bir bezenib serxoş tavus tek çıxan,

Bir niqab altından pünhani baxan,

Bir acayib xoşgöftara aşiqem.

Ben bir gülünce dudaklarından bal akan, süslenip sarhoş tavus gibi ortaya çıkan, bir örtü al-tından gizlice bakan ve acayip hoş sözlü bir güzele aşığım.

 

Vâqif'em, bedenden canım dağılır,

Mecnun kimi xanimanım dağılır,

Görmeyende din-imanım dağılır;

Gece gündüz men didara aşiqem.

Ben Vakıfım, canım bedenimden ayrılır. Mecnun gibi yuvam dağılır. Görmeyince dinim imanım gider. Gece gündüz ben o güzel yüze aşığım.


Şiir-2

 

Bir mina gerdenli, gül üzlü yarın

Her axşam, her seher yanağından öp,

Durub dolan pervane tek başına,

Sığalla tellerin, qabağmdan öp.

Billur gerdanlı, gül yüzlü bir sevgilinin her sabah, her akşam yanağından öp. Pervane gibi onun etrafında dön ve saçlarının tellerini okşayarak alnından öp.

 

Bir gözel görmüşem bu gelen geşte,

Feraqi başında, sevdası başda.

Her axşam, her seher sultanı çaşda,

Qaldırıb çenesin, buxağmdan öp.

Bu gezme sırasında ayrılığı başında, sevdası başta olan bir güzel gördüm. Her sabah, her akşam gezmede sultanın çenesini kaldırıp boynundan öp.

 

Ne ola oxuya, hem yaza Vâqif,

Müştaq oldun gelen bu qıza, Vaqif.

Bir beleşi gelse ger size,

Vâqif. Eyle secde, ikram, ayağından öp.

Vakıf hem yazsa, hem de okusa ne olur? Ey Vakıf! Bu gelen kıza âşık oldun. Eğer size böyle birisi gelirse ikram ve secde ederek ayağından öp.


Şiir-3

 

Ala gözlü, serv boylu dilberim,

Hesretin çekdiyim canan, beri bax!

Gece gündüz fikrim zikrim, ezberim,

Üzüldü taqetim, aman, beri bax!

Elâ gözlü, servi boylu dilberim; hasretini çektiğim sevgili! Beri bak. Gece gündüz fikrim, zikrim, ezberim olan sevgili! Gücüm kesildi, aman beri bak.

 

Kim dozer menim tek bele firqete,

Rene ü meşeqqete bar-i möhnete.

Haçandır düşmüşem tar-i zulmete,

Çekilsin üstünden duman, beri bax!

Böyle ayrılığa, sıkıntı yüküne, meşakkat ve eziyete benim gibi kim dayanabilir? Ne zamandır zulmet karanlığına düşmüşüm. Beri bak da bu duman üstümden çekilsin.

 

Paybendem, qem-i eşqe giriftar,

Hicran ateşinden can oldu bimar.

Raz-i dilim ede bilmem aşikar,

Çekerem derdini pünhan, beri bax!

Aşk derdine düşmüşüm, ayağı bağlıyım. Ayrılık ateşinden canım hasta oldu. Gönül sırrımı açıklayamam senin derdini gizli gizli çekerim. Sen beri baki

 

Gün-be-gün konlümün artır qubarı,

Perişandır, tapmaz o qemküsarı.

Ölsün, itkin olsun bele eğyan,

Gezmesin arada yaman, beri bax!

Gönlümün derdi gün-be-gün artar. Perişan olduğu için o gam dağıtan sevgiliyi bulamaz. Böyle yabancılar ölsün, kaybolsun. Sen beri bak ki, aramızda kötüler dolaşmasın.

 

Çok çekir hicrini Vâqif-i xeste,

Leyi ü nahar, şam ü seher pey veste,

Ey yanağı lale, lebleri püste,

Ağzı nabat şeker zeban, beri bax!

Hasta Vakıf, gece gündüz, akşam sabah daima ayrılığını çekiyor. Ey lâle yanaklı, fıstık dudaklı, şeker dilli ve akide şekeri ağızlı sevgili, beri bak!


Şiir-4

 

Kim ki, sevdâ-yi seri zülf-i perîşâne düşer,

Kâh zindane, gehi çah-i zenexdâne düşer.

Kimin başı, dağınık saçların sevdasına düşerse bazen zindana, bazen de sevgilinin çenesinin altındaki makama düşer.

 

Âfet-i dehr deyer ol kese kim, kamildir,

Mâh her gün ki, kemâle yete, nöqsâne düşer.

Dünyanın afeti kime değse, o olgundur. Ay her gün kemale erse de yine eksiktir.

 

Merd igidler özüne mehbesi meydân bilir,

Sanma kim, nâkes ü nâmerd bu meydâna düşer.

Mert yiğitler hapishaneyi kendine meydan bilir. Namert ve cimrilerin bu meydana düşeceğini sanma.

 

Eybden sâf çıxar, pâk ü müberrâ görünür,

Her tila kim, küre-yi ateş-i suzane düşer.

Ayıptan, eksiklikten sağlam çıkar, temiz ve par-lak görünür. Her işlenmemiş altın yakıcı ateş küresine düşer.

 

Pîç ü tâbe düşenin işi, belî, üzde olur,

Zülf bu vechle rüxsâre-yi tâbâne düşer.

Istırap ve sıkıntıya düşenin hâli yüzünden belli olur. Saç, bu yönden ışık saçan yanağa düşer.

 

Her yaman yer ki, olur-yaxşılarm menzilidir,

Le'l daş içre, xezîne dexi virane düşer.

Her kötü yer, iyilerin durağıdır. Lâl, taşın için-dedir. Hazine ise viran içindedir.

 

Şâm-i qem şâdlıq eyyamına xoş ziyverdir,

Nece kim, xâl-i siyeh ânz-i canâne düşer.

Üzüntü akşamı, mutluluk günlerine hoş bir süs-tür. Aynen sevgilinin yanağına düşen siyah ben gibidir.

 

Ey Vidâdî, gem-i hicrâne giriftar olmaq,

Bir sene, bir mene, bir Yûsif-i Ken'ân'e düşer.

Ey Vidâdî! Ayrılık derdine bağlanmak, bir sana, bir bana, bir de Yusuf-i Kenan'e düşer. (Sıkıntılara katlanışıyla kıssalarda geçen Yusuf peygamber).

 

Eşqe düşmek sene düşmez, qocalıbsan bele dur.

Bele işler yene Vâqif kimi oğlana düşer.

(Ey Vidâdî!) Aşka düşmek sana düşmez. Sen ihtiyarsın, şöyle dur. Böyle işler yine Vakıf gibi gençlere düşer.



DEYIŞME

 

Vâqif

Ey Vidâdî, senin bu piiç dünyada,

Ne derdin var ki, zâr-zar ağlarsan?

Ağlamalı günün axiretdedir,

Ne indi sende ne var, ağlarsan?

Vakıf:

Ey Vidâdî, senin bu boş dünyada ne derdin var ki, ağlayıp inliyorsun. Ağlama günü ahirettedir. Şimdi sende ne var da ağlıyorsun?

 

Vidâdî

Vâqif, ne çox yan, baş-ayağ atarsan,

Mene dersen, ne bu qeder ağlarsan?

Senin de başında mehebbet beyni

Eğer olsa, eyler eser, ağlarsan!

Vidâdî:

Ey Vakif, ne çok konuşup haddini aşıyorsun. Bana "Neden bu kadar ağlıyorsun?" diyorsun. Eğer senin de başında sevgi dolu beyin olsa, sana tesir eder ve sen de ağlarsın.

 

Vâqif

Ta cesedin cüda olmayıb candan,

Bil özünü artıq sultandan, xandan.

Qeriblik, ayrılıq nedir ki, ondan

Bu qeder çckiben azar, ağlarsan?

Vakıf:

Cesedin ruhundan ayrılmadan kendinin sultandan, handan büyük olduğunu bil. Ayrılık, gurbet nedir ki, sen bu kadar incinip ağlıyorsun?

 

Vidâdî

Ağlamaq ki, vardır, mehebbetdendir,

Şikestexatirlik merhemetd endir.

Esil bunlar cümle mürüvvetdendir!

Olsa üreyinde, beter ağlarsan!

Vidâdî:

Ağlamak, sevgidendir. Alçakgönüllü olmak merhamettendir. Bunların hepsi aslında iyi-likseverliktendir. Eğer senin de yüreğinde bun-lar olsa benden beter ağlardın.

 

Vâqif

Sen qenimet diriliyin demini,

Keçen hemdemlerin çekme qemini,

Eqlin olsun sil gözünün nemini,

Dexi geri gelmez onlar ağlarsan!

Vakıf:

Sen canlılığın nefesini ganimet bil. Giden, ölen dostlarının üzüntüsünü çekme. Aklın varsa gözünün yaşını sil. Onlar senin ağlamanla bir daha geri gelmez.

 

Vidâdî

Ağlamaq mö'minin elametidir,

Nebinin dininin xoş adetidir,

Eğer bilsen, Heqqin kerametidir,

Ta gedince nur-i beser ağlarsan!

Vidâdî:

Ağlamak, müminin işaretidir. Peygamberin dininin hoş bir âdetidir. Eğer ağlamanın Allah'ın bir kerameti olduğunu bilsen gözlerinin nuru sönünceye kadar ağlarsın.

 

Vâqif

Elinden kendini aldıran felek,

İneklere buzov saldıran felek,

Yar ü yoldaşını öldüren felek,

Meğer seni beyle qoyar, ağlarsan?

Vakıf:

Senin elinden köyünü aldıran, ineklere buzağıyı saldırtan, dost ve yoldaşını öldüren felek, seni Öyle bir hale koymuş ki, ağlıyorsun.

 

Vidâdî

Neylersen söylemiş buzov ineyi,

Bizimle eylemiş bele heneyi,

Hezretqulu beyin ağ deyeneyi,

Alıbsan eline, meğer, ağlarsan?

Vidâdî:

Buzağıyı ineği ne diye söylersin? Bizimle böylece eğleniyorsun. Hazretkulu Bey'in ak değneğini eline alırsan sen de ağlarsın.

 

Vâqif

Kimdir indi bu dövrde ol adem,

Perisi yanından heç olmaya kem.

Qaralırsan bulut kimi dem-â-dem,

Ağ yağış tek yaşın yağar, ağlarsan.

Vakıf:

Bu devirde o insan kimdir ki, perisi yanından hiç eksik olmaz. Zaman zaman bulut gibi kararırsın ve yağmur gibi gözyaşın yağar, ağlarsın.

 

Vidâdî

Billem çox uşaqsan, üreyin toxdur,

Lehv ü leeb ile hevesin çoxdur,

Qocahq eseri könlünde yoxdur,

Hele sonra eğlin keser, ağlarsan!

Vidâdî:

Çok küçüksün ve yüreğinin tok olduğunu biliyorum. Oyuna, eğlenceye hevesin de çoktur. Gönlünde ihtiyarlığın izi yoktur. Daha sonra bunları akim alınca sen de ağlarsın.

 

Vâqif

Toy- bayramdır bu dünyanın ezabı,

Eqli olan ona getirer tabı,

Senin tek oğlana deyil hesabı,

Her şeyden eyleyib qübar ağlarsan!

Vakıf:

Bu dünyanın sıkıntısı düğün bayramdır. Aklı olan ona meyleder. Senin gibi, oğlanlarla hesabı yoktur. Sen her şeyden dertlenip ağlıyorsun.

 

Vidâdî

Oğlan, sen uşaqsan, cavansan hele,

Yenice cismine düşüb velvele.

Tezece deyenek alıbsan ele,

Qaim tut ki, nâgah düşer, ağlarsan.

Vidâdî:

Ey oğlan, sen daha çocuksun, gençsin; vücuduna daha yeni yeni heyecan düşmüştür. Eline daha yeni yeni değnek almışsın, sağlam tut ki, ansızın düşüp ağlarsın.

 

Vâqif

Bîdemağ olmaqdan ne düşer ele,

Şükr eyle Allah'a, gez güle-güle!

Uşaq ha deyilsen tez-tez, habele,

Könlünün şişesi sınar, ağlarsan!

Vakıf:

Akılsız olmaktan ele ne geçer? Allah'a şükür edip güle güle gez. Çocuk da değilsin, ama sık sık gönlünün camı kırılır, ağlarsın.

 

Vidâdî

Uzaqdan bax, yaxşi fehm et satire,

Bu iş baxmaz heç könüle, xâtire.

İster yüz il bu yollara qat zire,

Bir gün yanar can ü ciyer, ağlarsan!

Vidâdî:

Gizleyene uzaktan bak ve iyi anla. Bu iş hiç gönüle, hatıra bakmaz. İstersen bu yollara yüz yıl zire kat, bir gün canın, ciğerin yanar, sen de ağlarsın.

 

Vâqif

Keçen işden merd igidler pozulmaz,

Atalar deyibdir: "Tökülen dolmaz",

Qatıq üçün qışda ağlamaq olmaz,

İnşaallah, geler bahar, ağlarsan!

Vakıf:

Olan işten mert yiğitler etkilenmez. Atalar "Dökülen dolmaz" demişler. Kış mevsiminde katık için ağlamak olmaz. İnşallah bahar gelince ağlarsın.

 

Vidâdî

Dövletinden yetdik nan ü nemeye,

Düşdük indi cad ü qatıq yemeye.

Söz ki, çoxdur, yeri yoxdur demeye,

Eğer bilsen, ey bîxeber, ağlarsan.

Vidâdî:

Ekmek ve tuza senin devletinde (mutluluğunda) erdik. Şimdi mısır ekmeği ile katık yemeye düştük. O kadar söz vardır ki, onu söyleyecek yer ve zaman yoktur. Ey bundan habersiz olan, eğer bilsen, sen de ağlarsın.

 

Vâqif

Nece ki, dirisen, ölü deyilsen,

Qocahban yaylar kimi eyilsen,

Padişahsan eğer özünü bilsen,

Neçün olub candan bezar, ağlarsan!

Vakıf:

Nasıl ki, sen ölü değil, sağsın. Yaşlanıp yay gibi eğilmişsin. Eğer kendini bilsen, padişahsın. Niçin canından şikayetçi olup ağlarsın.

 

Vidâdî

Ele ki, taxüdı burnuna çeşmek,

Qocalıq el verib, dexi ne şişmek...

Uşağlar içine düşer gülüşmek,

Senin de açığın tutar, ağlarsan!

Vidâdî:

Öyle ki, burnuna gözlük takıldı. İhtiyarlık gelmiş, daha ne diye kendine güvenirsin. Gülüşmek çocuklara uygundur. Senin de acıman tutar, ağlarsın.

 

Vâqif

Yavuz çox qocalan bayatı sever,

Gah öyüner, tek-tek özünden deyer.

Sen de yetişibsen o hedde meğer,

Beynine bayatı uyar, ağlarsan?

Vakıf:

Çok ihtiyarlayan kişi, bayat şeyleri sever. Bazen öğünerek sık sık kendinden söz eder. Sen de bu hale gelmişsin ki, aklına bayatı uyar ve ağlarsın. (Bayatı: Azeri Türkçesinde mani tarzına verilen addır.)

 

Vidâdî

Külli Qarabağ'm âb-i heyâti,

Nerm-i nâzik bayatıdır, bayatı.

Oxunur meclisde xoş kelimâtı,

Ox kimi bağrını deler, ağlarsan!

Vidâdî:

Bütün Karabağ'ın hayat suyu, nazik ve latif olan bayatıdır. Onun hoş sözleri toplantılarda okununca ok gibi bağrını deler, sen de ağlarsın.

 

Vâqif

Müxemmes demeyin seyreklenibdir,

Bayatıda zehnin zireklenibdir,

Qocalıbsan qelbin köyreklenibdir,

Işden-gücden olub bekar, ağlarsan.

Vakıf:

Ona "muhammes" demeyin pek bilmez. Ancak "bayatı"da zihnin açıktır. İhtiyarlamışsın, kalbin incelmiştir. İşsiz güçsüz kalıp ağlarsın.

 

Vidâdî

Gel danışma müxemmesden, qezelden,

Şe'r-i heqîqetden, medh-i gözelden,

Senin ki, halım bülem ezelden,

Ele deyib canan, dilber, ağlarsan.

Vidâdî:

Gel; muhammesten, gazelden, hakiki şiirden, güzelleri övmekten bahsetme. Ben eskiden beri senin halini bilirim. Öyle deyip de sevgili ve güzel uğruna ağlarsın.

 

Vâqif

Yetmişde ki, bele nem gele göze,

Kesmeye arasın, baxmaya söze,

Ol zaman ki, yaşın yetişer yüze,

Gel gör, onda ne bîşümar ağlarsan.

Vakıf:

Yetmiş yaşında gözlerine böyle yaş dolan kişi, söze bakmayıp devam etmelidir. Yaşın ne zaman yüz olursa, gör o zaman ne kadar çok ağlarsın.

 

Vidâdî

Sarı Çoban oğlu gelsin yanına,

Axund deye canın qatsm canına.

Xanın şövketine, senin şanına,

O yaxşı müxemmes düzer, ağlarsan.

Vidâdî:

Sarı Çobanoğlu, senin yanma gelip hoca diye canım canına katsın. Padişahın heybetine, senin şanına o güzel muhammes yazar, sen de ağlarsın.