Rahmeti (Tebriz, ? - Hindistan/Ekre, 1606)


Meşhur Azerî âlimi Mehemmedeli Terbiyet, Rahmeti hakkında yegane tarihî kaynak olan "Erefâtü'l-Âşiqîn"ad3ı tezkireye dayanarak bilgiler verdiği "Döneşmendân-i Azerbaycan" adlı ese-rinde Rahmeti Tebrizîmn I.Şah Abbas (1587-1629) devrinde yaşadığını, devrinin diğer âlim, mimar ve musikişinasları gibi zulme maruz kalarak ana-yurdu Tebriz'i terk etmek mecburiyetinde kaldığını, mükemmel bir "Divan"a sahip olduğunu belirtmektedir. Rahmeti hakkında bilgi veren sonraki kaynaklar da bu bilgileri tamamlamaktadır. İlk tezkirede belirtildiği gibi nesih ve sülüs tarzıyla güzel yazı yazdığı, kendi devrinde şiirlerinin geniş bir sahaya yayıldığı ve 1606 yılında Hindistan'ın Ekre şehrinde vefat ettiği kaynaklarda kayıtlıdır.

Rehmetî ve Divan'ı hakkında etraflı bilgileri ilk olarak Rüstem Eliyev ve Cahangir Gehremanov vermiş, onun Azeri Türkçesiyle kaleme aldığı 25 gazelden birçoğunu yayımlamışlardır.

 

Azerbaycan Edebiyatı tarihinde kendine mah-sus yer edinmiş olan Rahmeti Tebrizî'nin şiirleri hâlâ yeterince incelenmemiş, bu sebeple geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırılamamıştır.


Qazel-1

Bezm-i veslin mehremi ger verdi çoq hesret mana,

Leyk her bir hesret oldu Merde râhet mana.

Sana kavuşma meclisinin gizliliği bana çok hasret çektirdiyse de her hasret ayrılıkta bana bir rahatlık verdi.

 

Göz yaşı ger durmasa nâseh, meni men' eyleme,

Netmek olur beyle te'lım eylemiş âdet mana.

Ey bana nasihat eden kişi! Eğer gözyaşım durmazsa beni engelleme. Âdet ve gelenek böyleymiş, ben ne yapabilirim?

 

Men bilem yar ile ey dil ol menimdir men anın,

Gel sen imdi çıq aradan, verme çoq zehmet mana.

Ey gönül! Ben biliyorum ki; o sevgili benim, ben de onunum. Şimdi gel, sen aradan çık da bana çok zahmet verme.

 

Öldürüp hicran meni qurtardı qemden ey ecel,

Sen ne etdin kim, qoyarsan bu qeder minnet mana.

Ey ecel! Ayrılık beni öldürecek üzüntüden kur-tardı. Sen bana ne yaptın ki, bu kadar minnet gösteriyorsun.

 

Rehmetî, Ferhad ile Mecnun aradan çıqdılar,

İmdi meydanda menem, dönderdi yüz sohbet mana.

Ey Rahmeti! Ferhat ile Mecnun aradan çıktılar. Şimdi meydanda sadece ben varım. Söz ve sohbet benim hakkımda yapılmaya başlandı, herkes ben-den bahsetmeye başladı.


Qazel-2

Eşq me'nî âleminde bir eceb me'mâr imiş,

Her yaxılmış xâtirin te'mîrine serkâr imiş.

Aşk, mânâ âleminde acayip bir mimar imiş. Her yıkılmış gönülün tamirine işçi başı, kâhya imiş.

 

Gösterir her lehze yarın suretin yüz renkle,

Eşq bir terrâh-i çabuk-dest-i şîrinkâr imiş.

Aşk, şirin ve çabuk iş yapan el sahibi bir sanatkâr imiş ve sevgilinin yüzünü her an yüz çeşit renkli şekilde gösterirmiş.

 

Ey könül, teqdîri teqyîr eylemek mümkün değil,

Sana qismet eşq odu, İbrâhime gülzâr imiş.

Ey gönül! Kaderi değiştirmek mümkün değildir. Sana aşk ateşi, Hz. İbrahim'e ise gül bahçesi kısmetmiş.

 

Xosrov u Şîrin nece mehv etdi ger kim heç demez,

Eîsitun dağında bir Ferhâd adlı var imiş.

Hüsrev ile Şirin'in kendilerini nasıl mahvettiğini hiç kimse söylemese de Bîsütun Dağı'nda Ferhat adlı birinin varlığı bunu anlatmaya yeter.

 

Rişte-yi zülfüni zâhid târ-i tesbîh eyledi,

Târ-i tesbîh-i ibâdet rişte-yi zünnâr imiş.

Zahid, saçlarının telini teşbih ipliği yapmış, ibadette kullanılan teşbihin ipi ise papazların bellerine bağladıkları kuşağın ipiymiş.

 

Dûd-i ahim ne yere sığar ne göğe, Rahmeti

Yer ile gök âşiqin başına gircek dar imiş.

Ey Rahmeti! Âhımın dumanı ne yere, ne de göğe sığar. Yeryüzü ile gökyüzü âşığın başına da imiş.


Qazel-3

Gezerem bir muğ içün kûşe-yi meyxâneleri,

Görmeyecek uraram daşlara peymaneleri.

Bir ateşperest, Mecûsî için meyhane köşelerini dolaşırım. Görmeyince ise kadehleri taşlara vururum.

 

Söyle menden, dexi Mecnun ile Ferhâdı unut,

Ne Ögersen bu qeder bir nece dîvâneleri.

Mecnun ile Ferhat'ı unutup benden bahset. Bu kadar deli divane olanları neden bu kadar övüyorsun?

 

Zöhd ehline qedeh dut, başin içün, sâqî,

Âşinâ eyleye ger lütf ile bigâneleri.

Ey saki! Kaba sofulara başın için bir kadeh içki sun. Böylece lütuf gösterip yabancıları da tanıdık, dost edinsinler.

 

Ehl-i teqvâ göricek, dâne-yi xâlm elüden,

Buraxırlar yere tez söbhe-yi seddâneleri.

Takva sahipleri senin bir ben taneni görünce ellerindeki yüzlerce teşbih tanelerini hemen yere atarlar.

 

Ger tarağ diş ile, ey Rahmeti, ol zülfü aça,

Düşe od canına yelden yana dendâneleri.

Ey Rahmeti! Eğer tarağın dişleriyle o saçlar açılırsa canına ateş düşsün, tarağın dişlerinin taneleri rüzgârından yanıp tutuşsun.


Qazel-4

 

Te'n eylemek ne lâzım Ferhad-i nâmurâde,

Heç kimse bu cananda yetişmemiş murâde.

Muradına ermeyen Ferhat'ı kınamaya ne gerek var. Bu dünyada hiç kimse muradına ermemiştir.

 

Zahid eğer benimle oturmasa revadır,

Bir yerde başa varmaz seccade ile bade.

Eğer kaba sofu benimle oturmazsa uygundur. Çünkü seccade ile içki bir yerde bulunmaz.

 

İller rizasıyçün zülfin dağıtma, ey yel,

Dur, özgeler söziylen ömrüni verme bade,

Ey rüzgâr! Ellerin rızası için saçları dağıtma. Dur, başkalarının sözüne uyarak ömrünü yele verme, boşa geçirme.

 

Kipriklerin xendegi sanma ki, zaye' oldu,

Nâziknihal olubdur her biri bir yarade.

Kirpiklerinin açtığı çukurların kaybolduğunu sanma. Onların her biri bir yarada nazik bir fidan oldu.

 

Mecnûn ü şûr-i Leyli, Ferhad ü eşq-i Şîrin,

Bîçâre Rahmeti tek her kimse bir belâde.

Mecnun, Leyla'nın; Ferhat da Şirin'in aşkıyla belâdadır. Ey zavallı Rahmeti! Herkes senin gibi bir belâya düşmüş.


Qazel-5

 

Âyet-i rehmet kibi könlüme etdi râhler,

Müshef-i hüsnünde ol pey veste bismil'lâhler.

Güzellik kitabındaki o bitişik bismillâhlar rahmet ayeti gibi gönlüme yollar yaptılar.

 

Yüze geldi gözlerim merdümleri tâ ağladum,

Qare etdiler yüzümi yarden bedxâhler.

Gözlerimin bebekleri yüzüme gelinceye kadar ağladım. Kötülüğümü isteyenler böylece sevgilinin yanında yüzümü kara çıkardılar.

 

Ger kül olmuş tende cân ü dil bulunsa niy eceb,

Hind mülkünde çoq olur böyle âteşgâhler.

Kül olmuş vücutta ruh ve gönül bulunsa ne olur? Hint ülkesinde böyle ateşperest tapmakları çok bulunur.

 

Tuba ile servi qeddine müşabih etmezem.

Sana xanda yetişür her qâmet-i kütâhler.

Tuba ile servi ağacım senin boyuna benzetmem. Boyu kısa olanlar sana nerde ulaşabilecekler?

 

Gül götürgeç vesl xanmı araden, Rahmeti

Bülbül-i şûrîde sûfîier kibi Allâhler.

Ey Rahmeti! Gül, kavuşma nimetini aradan kaldırınca perişan bülbül sofular gibi "Allah" çekerek bağırır.