Saib Tebrizî (Tebriz, 1601 - Tebriz, 1679)


Büyük Azerbaycan şairi Mirze Mehemmedeli Saib Tebrizî, 1601 yılında Tebriz şehrinde, tüccar bir aileden dünyaya gelmiştir. Onun babası Mirze Ebdürrehim ve amcası Şemseddin Sami zamanının tanınmış aydınlarından idi. I. Şah Abbas'm tehcir siyaseti devrinde Saib'in ailesi de Tebriz'den İs-fahan'a göçtüğü halde o, kendisini her zaman Tebrizli saymıştır.

 

Saib, birçok seyahatlerde bulunmuş, bir müddet Hindistan'da yaşamıştır. Türk-Moğol hükümdarı Şah Cahan, şaire "müsteid han" lakabını vermiştir. Daha sonra kendi vatanına dönen Saib, II. Şah Abbas'ın sarayında "melikü'ş-şuara" vazifesinde çalışmıştır. 1676 yılında vefat eden şair, "Saib Tekkesi" ne gömülmüştür.

 

Saib, aslında Farsça yazmıştır. Azeri Türkçesi ile toplam on yedi gazeli ilim alemince bilinmektedir. O, Şah Abbas'm Hindistan hükümdarı Şah Cahan'la olan muharabesi ile ilgili "Qendeharname" mesnevisini yazmıştır. Onun "Mahmud ve Ayaz" eseri ise şimdiye kadar ortaya çıkmamıştır. Doğu Edebiyatında Saib'in "Beyaz"ı da çok meşhurdur. Bu eserde o, sekiz yüz şairin yirmi beş bin beyitini örnek olarak almıştır. Bundan başka Saib, Celaleddin Rumî'nin "Divan"mm kop-yasını çıkarmış. Ayrıca, Nizamî'nin "Hamse"sine nazireler yazmıştır.

Saib'in şiirlerinde aşk ve güzellik mevzuu, özel bir yer tutar. Bundan başka onun içtimaî, felsefî, ahlakî ve didaktik seciyeli eserleri de vardır. Gazelin büyük üstadı sayılan Saib, 17. yüzyılın Fuzulî'si kabul edilir.

 

Şairin seçilmiş eserleri 1980 yılında B. Azeroğlu tarafından yayınlanmıştır. Bu eserde Saib hakkında değerli bir monografiya da bulunmaktadır.


Qazel-1

Âşiqin göz yaşma rehm eylemez ol âfitab,

Yığlamaq ile aparmaz od elinden can kebab.

O güneş, o sevgili aşığın göz yaşma acımaz. Can, ağlamak ile ateşin elinde kebap olmaktan kurtulamaz.

 

Baş verende xencer-i sîrâbma yetmez mene,

Gerçi sanır özünü başdan keçenlerden hübab.

Gerçi su kabarcıkları kendini serden geçenlerden sanır. Ama, onun su verilmiş hançerine rastladıklarında bana, benim mertebeme yetişemezler.

 

İçdi qanlar ol sitemger tâ kebab etdi meni,

Çekdi oddan intiqâmın döne döne bu kebab.

O zalim nice kanlar içip, beni kebap eyledi. Ama, bu kebap döne döne ateşten intikamını aldı.

 

Xâk oldum ol keman ebru oxun seyd etmeğe,

Bilmedim gül yayiden düşmez yere tir-i şehab.

O keman kaşın okunu avlamak için, o oka nişan olmak için toprak oldum. Gül yayından" yere alev okunun düşmeyeceğini bilmedim.

 

Ger tutuşsa âteş-i rüxsârden yerindedir,

Eylesin âşiqler ile nece yüzsizlik niqab.

Yanak ateşinden tutuşsa yerindedir. Nice yüzsüzlük âşıklar ile Örtünsün.

 

Şefqet ile bir kere başın götür torpaqden

Nece yolunda şefeqden terlesin qan âfitab.

Şefkat ile bir kere başım topraktan kaldır. Güneş, yolu da şafak vakti nasıl kan terlemesin.

 

Fâriğem seng-i melâmet içre cövr-i çerxden,

Neylesin gövherden olan suya mövc-i inqilab.

Ben melametlikte, azarlanıp hor görülmekte feleğin eziyetinden uzağım, onun çevri beni etkilemez. Cevherden olan suya kabaran dalgalar ne yapabilir.

 

Eql-eşq etmek söz ilen sehl ü asan görünür,

Baş ağardı nâfe tek, tâ qanm etdi mişknab.

Aklı aşka döndürmek söz ile kolay görünür. Kanını saf mis eyleyinceye kadar başım nafe (ceylanın göbeğindeki mis kesesi) gibi ağardı.

 

Sanmıya her kim fena dünyâda mövcud özünü,

Daxil-i cennet olur mehşerde Sâib, bîhesab.

Hiç kimse kendisini fani dünyada var saymasın. Saib, mahşer günü sorgusuz sualsiz cennete dahil olur.


Qazel-2

Çixardı xett, menem zülf mübtelâsı henüz,

Düzgün sağaldı vü başındadır qarası henüz,

Yüzünde ayva tüyleri çıktı. Şimdi zülüf müptelası benim. Tam sıhhat buldu. Onun belası basımdadır.

 

Xetin ğübâri quyâşi egerçi yaşurdi,

Gözümi xire qılır yüziyin sefası henüz.

Gubari yazısı gibi olan ayva tüyleri güneşi gizlediyse, şimdi yüzünün sefası gözümü kamaştırır. 

 

Bahar yetdi de qanlar ki, tökdü gözlerden,

Xezan olanda neler eylesin cefâsı henüz.

İlkbahar gelince gözlerden kanlar akıttı. Sonbahar olunca onun cefası neler edecek.

 

Suvardılar qılıncla meğer gülüstanı

Ki, bir birine qovuşmaz gülün yarası henüz.

Gül bahçesini kılıçla suladıkları için, hâlâ gülün yarası birbirine kavuşmaz, iyi olmaz.

 

Heyât suyuna bir dâğ qoydu reşg-i lebin

Ki, keçdi ömr-i ebed, düşmedi qarası henüz.

Dudağının günüsü hayat suyuna bir dağ vurdu ki, ebedî ömrü geçti, ama onun karası, izi geçmedi.

 

Mühît-i eşqara men ol hübâb-i bibakem

Ki, getdi başım ü basımdadır hevâsı henüz.

Aşk denizinde ben korkusuz bir su kabarcığıyım. Başım gitti, ama onun arzusu hala basımdadır.


Qazel-3

Xet-i qübnn, ârizin âyet-i Qur'an eylemiş,

Hüsn-i sâhib şövketin mür-i Süleyman eylemiş.

Gubarî yazısı gibi olan ayva tüylerin yanağını Kur'an ayeti eylemiş. Sahip olduğun güzellik, şevketini hazreti Süleyman'ın karıncası eylemiş.

 

Nögte-i sehv eyleyibdir gözlerin ceyran gözün,

Qaşların bayram hilalin taq-i nisyan eylemiş.

Gözlerin ceylan gözünü bakılmaz hale getirmiştir. Kaşların, bayram hilalini unutma takı haline getirmiştir, onu unutturmuştur.

 

Azdırıbdır gül yüzün bülbülleri gülzârden,

Sünbülün reyhan xettin torpağa yeksan eylemiş.

Gül yüzün bülbülleri gül bahçesinden uzaklaştırmıştır. Sünbül saçların reyhan hattını yerle bir eylemiş.

 

Ke'beni bütxane edibdür firengi gözlerin,

Yer yüzün zünnâr zülfün kâfiristan eylemiş.

Frengi gözlerin Kabe'yi puthane etmiştir. Papaz kuşağı gibi zülfün yer yüzünü kâfiristan, kafir ülkesi etmiştir.

 

Başım xett-i şüâ ilen tutubdur âfitab,

Tâ menim çapük sevâran ezm-i meydan eylemiş.

Güneş başını ışık hattı ile tutmuş, bağlamış. Benim süvarim meydana yönelmiş.

 

Le'l-i meygûnin ki, içibdir bedexşan qanım,

Qönçeni bülbül gözüne qanlı peykan eylemiş.

Şarap renkli dudakların bedehşan kanını içmiştir. Bülbül, gözüne goncayı kanlı temren etmiştir. 

 

İltifât-i le'l-i canbexşin qara günlüleri,

Xelq içinde perdedâr-i âb-i heyvan eylemiş.

Can bağışlayan dudağının iltifatı, halk arasında kara bahtlıları hayat suyunun perdecisi eylemiş.

 

Derd-i eşqin çöhre-yi zerrin ilen yer yüzünü,

Sefhe-i xurşîd-i taban tek zerefşan eylemiş.

Aşkın derdi parlak çehresi ile yeryüzünü, parlak güneşin yüzü gibi ışık saçan eylemiş.

 

Mövc-i deryâ-yi ehsanm tutubdur yer yüzünü,

Şövq-i rûyin bu cahânı şehr-i Yunan eylemiş.

İhsan deryasının dalgası yeryüzünü kaplamış. Yüzünün şavkı bu cihanı Yunan şehrine döndürmüş.

 

Cilve-i bâd-i bahar-i iltifatın gül kimi,

Könlümü min çak ilen dest-i girîban eylemiş.

İltifat baharı rüzgârının cilvesi, gönlümü eliyle gül gibi yakası yırtılmış eyledi.

 

Ne eceb ger Sâib ilen xettini qıldım reqem,

Xett ü xâlm böyle çox kâfer müselman eylemiş.

Eğer hattını dosdoğru yazdımsa ne olmuş. Hattın ve halin, (yüzündeki ayva tüyleri ve benin) çok kafiri böyle Müslüman etmiştir.