19. Yüzyıl Azerbaycan Edebiyatı

19. Yüzyıl Azerbaycan Edebiyatı

XIX. yy. Azerbaycan Edebiyatı, bütün cepheleri ve istikametiyle bir eğitimci edebiyattı. Azerbaycan Edebiyatı tarihinde "maarifçilik" olarak adlandırılan bu akım, XVIII. yy. Fransız ansiklopedistleri gibi, eğitimi cemiyetin asıl muharrik güçlerinden biri olarak kabul ediyor, eğitim yoluyla toplumun tamamen değiştirilebileceğine, yeniden düzenleneceğine büyük bir ümit ve imanla inanıyordu. Bu yüzden, geniş halk kitlelerinin eğitimsizliği, kültürel geriliği, bütün mevcut problemlerin gerçek sebebi olarak kabul edilir ve siyasî, iktisadî ve kültürel kalkınmada eğitime büyük önem verilirdi. Mirze Fetheli Ahundzâde'nin, Necefbey Vezirov'un, Ebdürrehimbey Hakverdiyev'in, Neriman Nerimanov ve benzeri yazarların eserlerinde bir kural, bir usûl olarak eğitimin ışığıyla, cehaletin karanlığı karşılaştırılır, cahil kitleler içine düşmüş aydınların faciası ve felaketli, ölümle sonuçlanan mücadelesi gözler önüne serilirdi. Tabii ki, XIX. yy. Azerbaycan toplumunda bütün kesimlerin eğitime büyük ihtiyacı vardı. Bununla beraber eğitim, bütün problemlerin çözümü olamazdı. Şüphesiz halk için en büyük eğitim, ona kimliğini anlatmak, kendi köklerini tanıtmak, nereden gelip nereye gittiğini göstermekti. XIX. yy. Azerbaycan Edebiyatı bu bakımdan yer yer başarılı olmuşsa da, Türkçülük ve milliyetçilik duygularının, Azerbaycan Türkleri arasında daha geniş çapta ve daha inandırıcı bir tarzda yayılması- XX. yy. başlarındaki edebiyatın payına düşecekti.

XIX. yy. başlarına kadar, Azerbaycan Edebiyatı, Şark Edebiyatı gelenekleri arasında şekillenmişti. Kuzey Azerbaycan, Rusya'nın hakimiyetine geçtikten sonraysa, buradaki edebî hayat, Rus ve Batı Edebiyatlarının tecrübelerinden ve birikimlerinden faydalanabildi. Asrın ikinci yarısına doğru yetişen yazarların ve şairlerin büyük bir kısmı Türk, Arap ve Fars dillerinin yanı sıra Rus dilini, bazı durumlardaysa Batı dillerinden birisini biliyorlardı. Bunlardan bazıları Rus ve Avrupa üniversitelerinde tahsil görmüşler, çağdaş dünya kül-türlerine âşinâ olmuşlardı ve çeşitli milletlerin temsilcilerinden oluşan kültür muhitlerinin adamıydılar. Zihniyet ve dünya görüşleri daha ilericiydi ve bütün bunlar da hiç şüphe yok ki, onların eserlerinde, tahlil ettikleri olaylarda, işledikleri kahraman tiplerinde şu ya da bu şekilde kendini gösteriyordu. Başka bir deyişle, bugün "entelektüel edebiyat" dediğimiz edebiyatın da temelleri, Azerbaycan Edebiyatı ve düşünce tarihinde, özellikle XIX. yüzyılda atılmıştır.

Nihayet, XIX. yy. Azerbaycan Edebiyatında kendini gösteren mahiyet değişikliği, onun mazmun ve biçim açısından demokratikleşmesi, halka yakınlaşması, edebiyatı gereksiz seçkincilikten kurtardı. Tabii ki, kitap neşrindeki nispî artış, ilk gazete ve dergilerin yayınlanmaya başlaması, edebiyatın kütleyi bir karakter kazanmasını sağlayan millî tiyatronun ortaya çıkışı gibi faktörler, bu sahada önemli rol oynamıştır.

XIX. yy, Azerbaycan Edebiyatının asırlar süren tarihinde, şahsiyetler ve edebî eserler açısından en zengin, en verimli dönemdir. Bu asrın, aynı zamanda bütün dünya halklarının kültür hayatında bir dönüm noktası olduğunu göz önüne alırsak; Azerbaycan Türkleri de, uygar dünyanın pek çok halkı gibi, bu dönüm noktasında, devrin ve milletin taleplerine cevap veren, eski geleneklerin en faydalılarını alıp muhafaza eden, aynı zamanda yenileşmenin, çağdaşlaşmanın bütün nimetlerinden faydalanmaya gayret gösteren bir edebiyat oluşturmuşlardır diyebiliriz.

XIX. YY. AZERBAYCAN ÂŞIKLARI VE HALK ŞAİRLERİ

XIX. yüzyılda, Azerbaycan'ın pek çok bölgesinde, yazılı edebiyatın yanı sıra, âşık şiiri de hızlı bir gelişme dönemi yaşamaktaydı. Azerbaycan âşık sanatının zirvelerinden sayılan Âşık Alı, Âşık Elesker gibi üstad âşıklar bu dönemde yaşamış ve kendilerine şöhret kazandıran eserlerini yazmışlardır. XIX. yy. âşık şiiri, ister şekütür, ister sosyal problemlere yaklaşım tarzları ve isterse yepyeni konulara el atmaları açısından, millî edebiyat tarihinde zengin ve önemli bir merhaleyi teşkil etmektedir.

Âşığın sosyal hayattaki rolünün ve öneminin artması, yalnız kendi his ve düşüncelerinin değil, halkın fikir ve arzularının da sözcülüğünü üstlenmesi bu devre rastlar. Azerbaycan halkının hayatında baş gösteren önemli değişiklikler; ülkenin Rus işgaline uğraması, millî istiklal mücadelesi, eğitim seferberliği ve uygar dünyanın üyesi olma ideali, her türlü zulme karşı direnme vb. gibi, toplum gündemini sürekli meşgul eden konular âşık şi-irinde de sık sık ele alınmaktaydı. Âşıklar, halk arasında, yalnız saz çalan, koşma okuyan, destan söyleyen şair ve müzisyenler olarak değil, aynı zamanda ezilen kitlelerin, hakkı yenenlerin koruyucusu, halkın istek ve şikayetlerini üst makamlara ulaştıran ve bunların takipçisi olan sözcüleri, değerli bilgi ve telkinleri ile darda kalanlara yardımcı olmaya çalışan ve onlara yol gösteren halk önderleri olarak tanınırlardı. Bu dönemde ortaya çıkan; "Âşık halkın anasıdır", "Aşık gör-düğünü söyler" gibi atasözleri, halkın âşığa itimadını ve onun manevî-kültürel hayatta tuttuğu Önemli mevkiiyi açıklamaktadır. Halk, kendi arasından çıkarak yetişen âşığına, onun aklına, zekasına, bilgi birikimine, mücadele ruhuna inanır; onu her yerde kendi temsilcisi olarak görürdü. Öte yandan, âşıkların da bu minval üzere söylenmiş şiirleri, hayat karşısında halka gereken moral desteği verir, sosyal hayattaki akıl, güzellik, adalet gibi değer yargılarının güçlenerek ayakta kalmasına hizmet ederdi. Özellikle, âşık sanatının XIX. yüzyıldaki üstad temsilcileri, sazları ve sözleri, davranışları ve mücadeleleriyle, bir halk âşığı imajı yaratılmasında son derece başarılı olmuşlardır. Âşık Elesker, halk adına konuşan, eline saz alıp, söz meydanına çıkan bütün âşıklarda aşağıdaki özelliklerin bulunmasını istiyordu.

Âşık olup terk-i veten olanın,

Ezel başdan pürkamah gerekdir.

Oturub durmakda edebin bile,

Me'rifet elminde dolu gerekdir.

Halka hegigetten metleb kandıra,

Şeytanı öldüre, nefsin yandıra,

El içinde pâk otura, pâk dura,

Dalısınca hoş sedalı gerekdir.

Sinkretik bir özelliği olan, yani bir kişinin şahsında müzisyenliği, şairliği ve aktörlüğü birleştiren âşık edebiyatı, halkın kültürel eğitiminde önemli rol oynar ve yeni, çağdaş düşüncelerin yayılmasına da vesile olurdu. Önceki dönemlerin aksine, XIX. yüzyılda, Azerbaycan Türklerinin hayatında ortaya çıkmış hiçbir ciddî-tarihî hadise, devrin âşıklarının dikkatinden kaçmamıştır.


Azerbaycan âşık şiirinin etkisi altında XIX. yy. Transkafkasyası'nın diğer bölgelerinde, Ermeniler, Gürcüler, Dağıstanlılar arasında da, Azerbaycan Türkçesiyle şiirler söyleyen âşıklar yetişmekteydi. Dünya kültür tarihinde benzeri olmayan bu olay, Azerbaycan âşık sanatının son derece zengin olu-şundan, halka yakınlığından, her yerde büyük ilgi ve sevgi görmesinden kaynaklanıyordu. XIX. yy. Azerbaycan âşık şiiri, aynı zamanda uluslararası bir şöhret kazanmıştı. Âşık şiirinin önde gelen temsilcileri, Âşık Alı, Âşık Alesker vb. Transkafkasya sınırlarıyla bağlı kalmayarak, kardeş Türkiye'yi, İran'ı, Rusya ve Orta Asya'yı gezip dolaşmış, buradaki düğünlerde, çeşitli merasim ve halk şenliklerinde sanatlarını icra etmişlerdir, XIX. yy. âşık musikisinin gelişmesi, yeni saz havalarının ortaya çıkması ve nihayet, bazı saz havalarının notaya geçirilmesi açısından da önemli bir dönem olmuştur. Âşık şiirinin temasında ortaya çıkan değişiklikler tabii ki, onun şekline de yansımış, yeni mazmunu yeni ruhu açıklayan yeni türler, yahut bir başka deyişle geleneksel türlerin değişimi de ortaya konulmuştur. Nihayet, XIX. yy. yeni âşık destanlarının doğuşu açısından da verimli olmuştur.

Evvelki devirlerde olduğu gibi, XIX. yüzyılda da, Azerbaycan Türkleriyle meskun Göyçe (şimdi Ermenistan sınırlarındadır), Borçalı (şimdi Gürcistan sınırlarındadır), Kazak, Tovuz, Şemkir, Salyan vb. bölgeler âşık sanatının önemli gelişme merkezleri olmuşlardır. Bu bölgelerde yetişen Âşık Alı, Şemkirli Âşık Hüseyn, Âşık Musa, Molla Cuma, Âşık Mahmud, Âşık Esed, Âşık Hüseyn Bozalkanlı, Âşık Beşti, Varhiyanlı Âşık Mehemmed, Âşık Eles-ker, Zodlu Abdulla, Padarlı Mehemmed, Yehya Bey Diygem, Âşık Ahmed vb. ünlü halk sanatçıları, Azerbaycan'ın ve Transkafkasya'nın her yanında çok iyi tanınmaktaydılar.

XVIII. yüzyılın sonlarından başlayarak, Âşık şiiri üslûbu, yazılı edebiyatta da geniş yer tutmaya başlar. Bu da, her şeyden evvel, âşık şiirinin hızlı gelişimi, onun halk içinde son derece popüler olmasıyla alakalı bir husustu. Âşık edebiyatında sık sık kullanılan koşma, geraylı, tecnis, bayatı vb. türler artık yazılı edebiyata da girmişti. Azerbaycan'ın farklı bölgelerinde Mehemmedbey Âşig, Âşık Peri, Mirze Hesen Mirze, Kazım Ağa Sâlik, Mücrim Kerim Verdânî, Melikbalh Kurban vb. halk şairleri, kendi şiirlerinde, âşık edebiyatının geleneklerinden yararlanarak, sade ve anlaşılır bir üslûbla, edebiyatın yazılı ve sözlü kolları arasında adeta bir köprü kurdular.

Yazılı edebiyattaki âşık şiiri üslûbu elbette ki sentetikti. Bu üslûbu yazılı edebiyata sokan müellifler, bir yandan âşık şiirini esas alıyor, diğer yandan dîvan şiirinin tecrübelerinden faydalanıyorlardı. Böylece, Azerbaycan Edebiyatının iki farklı üslûbunu birbiriyle yakınlaştırıp kaynaştırarak, tek bir Azerbaycan Edebiyatının gerçekleşmesine hizmet ediyorlardı. Yazılı edebiyatta, âşık şiiri üslûbunu kullanan müelliflerin büyük bir kısmı, kendi devirlerine göre iyi eğitim görmüşlerdi. Farsçayı, hatta bazıları Arapça ve Rus-çayı biliyorlardı ve çağdaş kültürlerle aşinalıkları vardı. Onlar, halk şiirinin gelenekleri ile bir arada, klasik şiir sanatının kurallarına, Firdevsi, Nizâmı, Hakanı, Hayyam, Rûmî, Sadî, Hafız, Neva, Fuzûlî, Nesîmî gibi büyük şark şairlerinin eserlerine sık sık müracaat ediyorlardı. Halk şairleri içerisinde, bazı eserleri Farsça yazanlar bile vardı. Her şeye rağmen bu şairlerin eserleri, halk arasında daha çabuk kendine yer edinir, tıpkı âşık şiirleri gibi sevilir ve ezberlenirdi.

Âşık şiiri üslûbunda yazan halk şairleri, dil, vezin, kafiye, söz sanatları gibi konularda hem âşık şiirinden, hem de dîvan şiirinin tecrübe ve geleneklerinden ustalıkla faydalanıyorlardı. Dîvan edebiyatı şairlerinden farklı olarak, anlaşılması zor Arapça-Farsça kelime ve tamlamalar nispeten az yer tutardı. Bu tür sözleri kullanmak icap ettiğinde, gerek kullanım yaygınlığı ve gerekse anlaşılabilirlik özelliği olanlar tercih edilirdi.

Âşık şiirinde olduğu gibi, onun etkisiyle ortaya çıkan halk şiirinde de aşk, güzelin ve güzelliğin tasviri, aşkın ve ayrılığın ızdırabı gibi konular önemli yer tutardı. Buradaki aşk ve sevgi, dîvan şiirinde olduğu kadar tasavvûfî bir mana taşımaz, aşkın ilâhileştirilmesine fazla gayret sarf edilmezdi. Burada daha reel, bazı hallerdeyse sırf cismanî aşk gündeme getirilir ve mücerretlikten, sûfilikten her fırsatta uzaklaşılırdı. Hayat, insani ilişkiler, sevgililer arasındaki ilişkiler bu şiirlerde olduğu gibi takdim ediliyorlardı. Özellikle de, insanın iç dün-yasının, onun duygu ve düşüncelerinin, fikir ve hislerinin, istek ve ihtiraslarının gerçekçi tahliline büyük önem veriliyordu. Öte yandan bu şiirlerde, Fuzûlî gibi üstad şairlerden gelen güçlü bir romantizm de dikkati çekmektedir.

Halk şiiri tarzında yazan şairler, âşıklardan daha fazla bir bilgi ve istekle, sosyal hayattaki haksızlıkları, Rus yönetiminin getirdiği çarpıklık ve eksiklikleri, adaletsizlik ve rüşvetçiliği ifşa ediyor ve bu olumsuzluklara karşı kitleleri mücadeleye çağırıyorlardı. Baba Bey Şâkir, Mirza Bakış Nadim, Genceli Hesen, Sekili Hatem, Abdurrahman Ağa Dilbazov gibi halk şairlerinin eserlerinde sosyal hayatın tahlil ve tenkidi önemli yer tutuyordu. Onlar, bir yandan da yönlerini, mensubu oldukları halkın tarihî geçmişine çevirmiş, onu manevî bunalımdan kurtarmak için dedelerinin şanlı mücadele günlerinden söz açıyorlardı. Mesela 1804'te Gence'nin Ruslar tarafından işgal edilmesi sırasında halkn gösterdiği büyük kahramanlık, mücadele ruhu, verdiği şehitler, bu şairlerin eserlerinde iftiharla gündeme getirilir, bu tür tarihî hatıralarla, aynı ruhun yeniden canlandırılmasına çalışılırdı. Sosyal hayatın olumsuzlukları, Rus yönetiminin bölgede yarattığı huzursuzluklar, mizahî şiirlerin de halk şiirleri içerisinde önemli bir yer tutmasına yol açı-yordu. Bu tür şiirlerde, milletçe maruz kalman zulüm, halkın içerisine düştüğü haksızlıklar, kanunsuzluklar, acımasız bir dille tasvir ediliyordu.

Edebiyatın dil ve tür açısından modernleştirilmesinde, geniş halk kitlelerinden hızla uzaklaşmakta olan dîvan edebiyatı ile, halkın manevî dünyası arasında sıkı bağlar kurulmasında ve milletin kültürel bütünlüğünün tesisinde XIX. yy. Azerbaycan âşık şiiri ve bu şiirin etkisi altında ortaya çıkan halk şiiri tarzı büyük rol oynamıştır.